25 Haziran 2017 Pazar




RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN !


Bayram mesajları 2017 ile sevdiklerinizi mutlu edin! - İşte en güzel resimli Ramazan Bayramı mesajları







Merhaba Gönül Dostlarım,

Bir Bayram gününde Bayram tadında bir başka sohbetle tekrar birlikteyiz. Hacı Bekir Efendiyi bilhassa İstanbul eşrafından tanımayan yoktur.

"Farklı tatların mucitleri, kültürlerin mimarlarıdır... Kendi tarzını bir rahiya halinde bir milli kültüre harmanlayıp kazandırmış Hacı Bekir Efendi, zenaati sanata çeviren yaratıcı yeteneğiyle ancak evrimlere sığdırılabilen bir atılımı kendi kısa mazisine sığdırarak, ardında İstanbul Mutfağı ’na bir şeker bahçesi ve dünya mirası bıraktı. Orta oyunlarının, karagözlerin, manilerin söyleştiği evvel zaman İstanbul’unun sokaklarından birinde mütevazı dükkanında iş başı yaptığında, acaba vizyonunun yüzyıllar sonrasına erişeceğini; dünyanın dört köşesine yayılacağını; mutfak sanatlarında yeni bir çığır açacağını tahmin eder miydi bilinmez. Ama bizler için köklü Kültür zenginliğimizin dünyadaki gelişmelere kavuşunca vücut bulan güçlü gelişimini ve neler ortaya koyabildiğini yegane örneğiyle gösteren, usta Hacı Bekir Efendi’nin ve Hacı Bekir zadelerin mazisi kıvanç kaynağımızdır.
Şekerlemenin tarih kokusunu ciğerlerine çekmek ve tabiatın şekere ince insan sanatıyla aksediş hikayesini damaklarında duymak isteyenlere kapılarımız her zaman açık olacaktır...
Kastamonu'nun Araç ilçesinden İstanbul'a gelerek 1777 yılında Bahçekapı'da açtığı küçük şekerci dükkânında lokum, akide vb. şekerlemeleri bizzat imal edip satmaya başlayan şekerci Bekir Efendi, bugün iki asrı aşan bir maziye bilahare Hac farizesini yerine getirmesiyle Hacı Bekir olarak anılan Bekir Efendi'nin açtığı bir yer ...
 
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  



Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun..
Bu vesile ile sizlere 240 yıl önce kurulan Türkiye'nin en eski aile şirketi Hacı Bekir’den bahsetmek isterim..
Şeker üreten fabrikalar Avrupa'da 18'inci yüzyılda, Türkiye’de ise ilk şeker fabrikası 1926'da kurulmuştur.
...
Bekir Efendi, 1777 yılında çalışmak için Kastamonu’dan İstanbul'a gelmiş, Bahçekapı'da, imalathanesi de içinde küçük bir dükkân olarak kurmuş ve şeker ve lokum üretmeye başlamış. Bekir Efendi’nin, yaptığı güzel ve lezzetli şeker ve lokumlar sarayın dikkatini çekmiş. Bunun üzerine padişahın fermanıyla sarayın şekerci basısı olmuş. Daha sonra hacca giden Bekir Efendi, "Şekerci Hacı Bekir Efendi" adıyla tanındı.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, açık havaTürkiye'de 16.yy'da başlayan şekerleme üretiminde tatlandırıcı olarak bal, pekmez, su bağlayıcı, doku yapıcı olarak da un kullanılıyordu. 18.yy sonlarında Avrupa'da üretilen Kelle Şekeri Türkiye'ye gelince şekerci Hacı Bekir, şekeri havanlarda dövüp eriterek gül, tarçın, sakız, portakal, limon ilavesi ile farklı tat ve renklerde akideler üretmeye başladı.

Ayrıca 1811'de Alman bilim adamı Kirehhoiff tarafından bulunan nişastayı un yerine kullanarak, şeker ve nişasta bileşimi ile bugün sofralarımızdaki yeri doldurulamayan, yabancı dünyanın kıvamını, tadını taklit edemediği lokumu yarattı, üretim ve terbiyeciliğini gerçekleştirdi. Öyle ki, onun yarattığı Türk lokum kıvamını taklit çabaları batıda jel şekerlerin icadına vesile oldu.
Bekir Efendi'nin açtığı ilk dükkân halen Bahçekapı'daki satış yeri olup İstanbul'da iki asırdan bu yana aynı hizmeti gören yegâne dükkândır.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta Dünyanın en eski 100 markasından biri olan Şekerci Hacı Bekir şu an 5. nesil tarafından yönetilmektedir..
Şekerci Hacı Bekir Efendinin, Maltalı ressam Preziosi tarafından yapılan ve “Şekerci” adını taşıyan resmi dünyanın en meşhur müzelerinden biri olan Fransa’daki Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir. Resmin taşbaskı kopyası 214 numara ile Topkapı Sarayındadır.
Preziosi’den bahsetmişken..
Comte Amadeo Preziosi ( Valetta / Malta 1816 -1882 İstanbul)
Kendisi İstanbul’a aşık bir suluboya ressamı idi.. İstanbul’un bir çok resmini yapmıştır..
Yeşilköy’de yaşamının son on yılını geçiren Preziosi Yeşilköy tarihi içinde önemli şahsiyetlerden birisidir.
Preziosi, 27 Eylül 1882 de Yeşilköy’de arkadaşları ile bir av partisi sırasında tüfeğinin yere düşmesi ve kazaen ateş alması sonucunda yaralanmış, ertesinde de hayatını kaybetmiştir. Kabri, Yeşil Zeytin Sokakta bulunan Latin Katolik Mezarlığındadır.


https://youtu.be/2Td4Sy2xMWY





Günün Sözü :

ramazan bayramı sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
25 Haziran, 2017, Antalya


türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu







 

24 Haziran 2017 Cumartesi




NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR?
























Merhaba Gönül Dostlarım,

Yarın Ramazan Bayramı. Her bayram yaklaşırken dile getirilen geçmişe özlemi, biraz da serzenişi anlatan “Nerede o eski bayramlar” sorusu, zaman içinde bayramların büründüğü farklı anlamları ortaya koyuyor. Eski Bayramları ben özlüyorum benim çocukluğumdaki bayramları, çocukken daha güzel oluyor sanki bayramlar.
Günler öncesinden başlayan bayram hazırlıkları, Akide şekerleri, Çikolatalar, Lokum, Kuruyemiş, misafirlere ikram için Likör( Naneli olanından) Türk kahvesi Mehmet Efendi, Çocuklara verilmek üzere mendiller, kolonyalar alınırdı.
Bayram sabahları erken kalkılır, öncelikle ev halkı birbirleriyle bayramlaşır. Bayram namazından sonra ailece kahvaltı yapılır. Bayramın isminde ve duygularında değişim olmasa da özellikle büyük kentlerde ”eski” ve ”yeni” bayramlar arasındaki belirgin farklar, her kişiye göre farklılık, çeşitlilik göstermekle birlikte, genel hatlarıyla aynı yaşanırdı.
Kaybedilen yakınlar bayramlarda unutulmaz, arife günü mezarları ziyaret edilerek dualar okunur, mezarların etrafı temizlenip çiçekleri sulanırdı.
Küskünlüklere son verilir, dargınlar barıştırılırdı. Mezarlık ziyaretlerinden sonra, ev ziyaretleri başlardı.
Azda olsa bazı ailelerde eski gelenek devam ediyor, fakat çoğu kişiler bayramlara tatil gözüyle bakar oldu. Bayram gelse de tatile çıkabilsek düşüncesi hakim.
Ne bayramların tadı kaldı ne de o masum çocukluğun.. Aslında zamanla bayram kültürümüzü kaybediyor ve yavaş yavaş geleneklerimiz yok oluyor, bizler bunun farkında olmadan.
Nerede o eski bayramlar bileniniz var mı?


 Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  

Nerede o eski bayramlar?

'Nerede o eski bayramlar?' Geldiğim yaş itibariyle, artık ben de böyle söylemeye, sormaya başladım. Devamında şunu düşündüm: Özlediğimiz, aradığımız, aslında çocukluğumuzdur. Üzerimizde hakkı olan o güzel ve güzide günler. İnsana önce durgunluk, sonra sevinç veren bayram sabahları. Bir müjde gibi gelen kandil geceleri. Büyüklerin neşeli ciddiyeti. Onlara dokunma imkânı bulduğumuz nadir zamanlar. En candan dualar: 'El öpenlerin çok olsun.'
bayramlaşma resim ile ilgili görsel sonucuKalemci Murat Usta, ucunda sorun olan dolmakalem için şunu demişti: 'Yazdıkça açılır.' Bu sözü, 'yaşadıkça açılmak' şeklinde anlamıştım.

Sahiden böyle mi oluyor? Sanki şu: Yaşımız, bedenimiz, aklımız büyüdükçe, içimiz küçülüyor. Temiz ve aziz olma hali zedeleniyor. Berraklık, burukluğa dönüşüyor. Harfler gidiyor, rakamlar geliyor. Vakit ilerledikçe, haset gibi, yalan gibi, yakıcı ve yıkıcı huylar ediniyoruz. Kötü alışkanlıklar.
Hayat bizi hem usandırır, hem uslandırır. Bir ipucu niyetine bakınız: Ağırbaşlı olmak. Çocukken ve gençken şaşkınlığımız, hayretimiz, merakımız, hevesimiz zirvededir. Sonra bunlar birer ikişer elimizden / gönlümüzden alınır. Yerine derin bir yorgunluk verirler. Hemen söyleyelim: Beden yorgunluğu geçer, ruh yorgunluğu kolaylıkla geçmez.

İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez. Geriye gönül ve dil kalır. Sevgi ve sohbet. İkisini tek kelimeyle özetlersek; muhabbet.
Dikkat ediyor muyuz? Muhabbet ehli insanlar hızla bizi terk ediyor. Boşluğu siyasetçiler, reklamcılar, magazinciler, tacirler dolduruyor. Kötünün iyiye verdiği keder artıyor. Dualar bile değişiyor: 'Rabbim, merhametsizleri bize musallat etme!'
***
'Çocukluk insanın anayurdudur.' Baba ocağı.
Bu yazıya başlamadan evvel, çocukluğumun geçtiği yerleri gezdim. Üzerimizden yıllar geçmiş. Her şey değişmiş: İnsanlar, sokaklar, mekânlar. Evler gitmiş, binalar gelmiş. İkisi aynı şey midir? Hep beraber düşünelim.
Hatıralar uzaklaşmış. Tek tanıdık, yaşlı ağaçlar. Dişbudak, çam, çınar.
'Nerede eski bayramlar' diye iç çekerken, işte o günleri arıyoruz, soruyoruz.
Simitçiden çeyrek simit alındığı günler. Simidi bölen ele dikkatle bakmak. Islak parmak ucuyla, susamların özenle toplanması. Bir serçe gibi.
Şimdi, 'kaç tane istiyorsun' diye soruyorlar.

bayramlaşma resim ile ilgili görsel sonucuSadece yürüyüşümüzü değil, dünyayı dahi değiştiren yeni kıyafetler. Bir büyüğün yanına umutla yaklaşmak. Cebe giren, cüzdana uzanan elin güzelliği. Emeğin tertemiz elleri.
İnsan münasebetlerinin sahici oluşu. Şimdi 'ilişki' diyoruz. İşler ve ilişkiler.
Sokağın serinliği. Evlerin şefkati. Büyüklere ve devlete duyulan itimat. Artık şöyle diyorum: Çok şükür; Allah'a inancım ve kendime itimadım tam. Doğru, yanlış.
***
Bugün arife, yarın bayram.
Bayram, incelik ve güzellik günüdür. Kaybettiklerimizi kazanmanın en uygun zamanıdır. Örneğin, kırdığımız bir kalbi. Küstürdüğümüz bir arkadaşı.
Bayram ve kandillerde, ilahî bir ilham olarak, dil yumuşar, gönül çözülür.
Bayram, temizlik kolu başkanımızdır. Çiçekler ve çocuklar da öyledir.
Bayram, Hakk'a yakınlaşmanın, halka yaklaşmanın adıdır.

Alıntı : İbrahim Tenekeci 23 Eylül 2015

 
Günün Sözü : ”Hayır kapılarının sonuna kadar açık, kaza ve belaların bertaraf olduğu günde yaşadığınız tüm sorunları alıp götürmesi dileğiyle. Arife gününüz kutlu olsun.”

pinterest ramazan bayramı  mesajları ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
24 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu


23 Haziran 2017 Cuma





İHTİYARLIK  KAÇ YAŞINDA BAŞLAR?

pinterest yaşlı evli insan resimleri ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,


Yaşları ellilerin altında olan Gönül Dostlarım aşağıdaki yazıları okuduklarında fazla etkilenmeyebilirler. Elli yaş ve üzeri  olan okurlarım yazının sonunda kendilerini nasıl hissedecekler acaba, çok merak ediyorum.
Yaşlanma ile ilgili çok  çeşitli çok farklı yazılar okudum. Benim yaşam felsefe ve tecrübeme  göre İnsanlar genç veya yaşlı olsun her yaşta sağlıklarına çok dikkat etmeleri sağlığa zarar verecek kötü alışkanlıklarından olan başta  ( sigara, içki gibi) hiç kullanmamaları, her yaşta spor yapmaları, stres ve sağlığa zarar verecek ortamlarda bulunmamaları, bol bol yürüyüş yapmaları yaşlılığı geciktiren en önemli maddelerin başında gelmektedir.
Güzellik ve İhtişam Sadeliktedir.

Her organizma birçok değişikliğe uğrayarak yaşlanır. Bilim adamları insanların neden yaşlandığı konusunda çeşitli teoriler geliştirdi, ancak bunların hiçbiri tam kanıtlanamadı ve herhangi biri yaşlanmanın tek başına sebebi olacak gibi görünmüyor
İlgili resimSağlıklı bir yaşam yaşlanmayı geciktirir
İleri yaşta işlev kaybı normal yaşlanmadan çok, hastalıktan kaynaklanır. Bu durumda yaşla birlikte insanlar ilaçların, çevresel değişikliklerin, toksinlerin, enfeksiyonların zararlı etkilerine açık olurlar.
Artık modern tıp tarafından kabul edilen son araştırmalara göre sağlıksız bir yaşam sürmek tüm bu olanları elle tutulur şekilde hızlandırmakta, serbest radikal yapımını da artırmakta.
Hareketsiz bir yaşam, kötü ve bilinçsiz beslenme, özellikle bel çevresini genişleten fazla kilolar, sigara ve alkol kullanımı, madde bağımlılığı, stres içinde bir yaşam, olaylara pozitif bakamamak hatta gülmeyi, sevmeyi dahi unutmak zaman içinde birçok organa yalnızca yaşlanmadan daha fazla zarar verir.
Genetik yapımız yeterince iyi olmasa bile bu değişikliklerin birçoğu, daha sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesiyle önlenebilir veya en azından gelişmeleri yavaşlatılıp, oluşmaları çok ileri yıllara atılabilir.
Bir örnek vermek gerekirse, hangi yaşta olursa olsun sigaranın bırakılması akciğerlerin işlevini iyileştirir ve akciğer kanseri gelişme riskini azaltır.

Alıntı : Dr. Hasan İnsel



pinterest yaşlı evli insan resimleri ile ilgili görsel sonucu


Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı...
 
Pasteur kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı...
 
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu...
 
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı...
 
Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı...
 
Goethe, en büyük eseri Faust' u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti
 
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
 
İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
 
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
 
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
 
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesi, hedeflerinin olmamasıdır.
 
Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların, ideallerin teslim edilmesi adeta ruhu buruşturur.
 
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki hedeflerine götüren yolu yürümedikçe yaşlanırlar.
 
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
 
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
 
Tabiri caiz ise yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ancak görüş alanınız genişler.
 
Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.
 
 William GLADSTONE
 

Alıntı : yeniakit.com

https://youtu.be/VRqjh9axVQM

yaşlanma ile ilgili video ile ilgili video

Günün Sözü :
İlgili resim









İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
23 Haziran, 2017, Antalya


türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu



 

22 Haziran 2017 Perşembe





HER İNSAN OYUNUN İÇİNE DOĞAR


Nereye kadar gidebileceğin konusunda hiçbir fikrin olmayacak
 
 

Merhaba Gönül Dostlarım,

Bu yazımızda hayatı bir tiyatro sahnesi olarak kabul eden yazarımızın, hayata bakış açısını bizlerle paylaşmak istemiş. Ben yazıyı beğendim, siz değerli Gönül Dostlarımın bu konuyla ilgili düşüncelerini öğrenmeyi çok isterdim. Ben yazının içindeki bazı kelimelerin eş anlamlarını bulup yazdım.
An' nedir?

1.
göz açıp kapayıncaya değin geçen zaman, bölünemeyecek denli kısa bir zaman parçası.
"Adam bir an durakladı. O anı görmeliydiniz"
2.
gerçek süresi ne olursa olsun, çok kısa zaman.
"Öyle anlar vardır ki, karar zamanıdır"
Çok sık karşımıza çıkan, filmlere konu olan, belgesellerde bilimsel hakikati açıklanan, düşünür ve yazarların asırlardır araştırdığı bir konu olan an’ ı yaşama kavramı meşhur olduğu kadar içinden de çıkılamayan bir konudur.
 
 Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  
 
 
 
Her insan oyunun içine doğar!

Koskoca bir sahnede an be an perde perde inen sahnelerdir hayat. Oyuncunun oyunu görebilmesi için neye ihtiyacı varsa onu deneyimlemek üzere yazılıdır senaryo. Oyunun içinde mal, mülk, para, lüks, evlat, refah peşinde koşturup durur insancıklar. Üflenince uçup gidecek değerler peşinde harcanır ömürler. Bir lokma fazla ekmek mideye indirmek, bir karış fazla toprağa sahip olmak için yaşanır sahnede kavgalar, savaşlar, zulümler. Sahnenin içinde oyunun körü, oyunun sağırıdır hepsi.  Oyunun kayıplarına ağıtlar yakılır, sahneden çekilenin ardından yaslar tutulur, kendi o sahneden hiç ayrılmayacakmışçasına…  Oysa,  oyuncunun oyunu görebilmesi için benliğinin karanlık perdelerini en olması gereken yerinden yırtmak üzere An’ ın üzerine inmektedir tüm senaryo.

Kimileri aymaya başlar oyuna.

Hem oyunun içindedir, hem dışında. Sahnede kalıp devam ederken oyuna, sahnelenen oyundan senaryoya çevrilir dikkati. Fark eder oyunun benliğine denk düşen anlamını. Oyun, ezelden ebede süregelen oyun olsa da, oyuncu görmeye başladığında; OYUN olmuştur artık.

Yenilen içilen de, gezilip görülen de, başa gelen de, gözlerden kendisine bakan da senaryonun içindekiler değildir bundan böyle. Ne oyun eski oyundur artık, ne de oyuncu eski oyuncu!

Kimileri sessizce süzülür sahneden izleyici koltuğuna.

Perdeleri yırtılmış, karanlıkları dağılmış kimilerinin artık bitmiştir oyunun içinde kalarak alacakları. Sessizce izlerler oturdukları yerden sahnelenen koca senaryoyu ve bu senaryodaki mükemmelliği. Bir oyuncunun bir milim yol alabilmesi için, bir oyuncunun ayması için, bir oyuncunun görebilmesi için sahnelenen, evrenleri içeren bu harikulade senaryoyu hayranlıkla izlerler. İşe yaramayacağını bilseler de, kimi zaman oyunun içindeki birine işaret edecek olsalar; “İnanma! Bu sadece bir Oyun! Bak, görmen gereken ardında.” Diyerek, ya deli diyeceklerdir ona, ya da sadece işaret eden parmağa bakıp kalacaktır oyunun içindekiler.

Oyun hiç değişmez, hep oynanmıştır  ve hep oynanacaktır. Sadece, oyunu algılayan bilinç, oyuna bakan göz değişir.

Kimileri iyi dinleyicidir.

Görmemiştir aslında oyunu. Ne kadar görmek istese de, oyunun aldatıcılığı bir bataklık gibi çeker içine gerçek algısını. Dinlediklerini benimser ve görenlerden duyduklarını kendisi görmüşçesine anlatır durur etrafına. Görenle görmeyeni ayırt eden An’ a inen senaryo perdelerine verilen tepkilerdir. Hala kızgınlık duyabiliyorsa ötekine, hala para biriktiriyorsa yarını için, hala ağıt yakıyorsa kaybına, hala enerji tüketebiliyorsa sahne dekoruna bir tuğla daha eklemek için; Görmüyordur! Oyun içinde oyundan başka bir şey değildir bu, oyunu görmüş gibi etrafına oynamak. Nasibine en derin acı bile düşse, rüya içerisindeki bir acı olduğunu bilip şükredenlerdense; Görenlerdendir!

Kimileri ne sahnededir artık, ne de izleyici koltuğunda.

Ne sahnede olacak, ne izleyici koltuğunda kalacak bir Ben’i kalmamıştır kimilerinin. Ölmeden önce ölmüş, sahneyi terk etmişlerdir. Onlara karanlıkları aydınlanmış, “Bilenlerden” olmuşlardır demek bile haddimize değildir. Oyun da onlardır, sahne de onlardır, oyuncular da onlardır. Hep’ ten Hiç’ e, Hiç ’ten Hep’e inip çıkan yolculukta baş ve sonu Bir' lermiş, noktada kaybolmuşlardır.

Sadece gülümser Onlar. Sonsuz bir huzur, sonsuz bir mutluluk, sonsuz bir huşu içinde gülümserler. Öyle bir gülümsemedir ki Onlarınki, gülümseyen o yüze bakan da sonsuz bir mutluluk, sonsuz bir huzur, sonsuz bir huşu içinde bir An’ ın sonsuzluğunda öylece bakıp kalmaktan alamaz kendisini. Ben-sen, burası-ötesi, var-yok, giden-kalan,  Bir’dir artık.

Sahnedeki körler, sağırlar oyunu devam eder durur. An gelip, nefes bitip, her birinin sahneyi terk etmek zorunda bırakılacağı zamana kadar.

Oyundan çıkmak veya çıkarılmak şansı da sadece bu oyun içinde geçerlidir. Oyun devam eder, ama asla tekrarlamaz. Her an yenilenir, bir sonraki an yeni bir oyundur.

Her insan oyunun içine doğar.

Oyundan çıkabilirsen çıkarsın, çıkamazsan mutlaka ama mutlaka bir gün belki de hiç hazır olmadığın, hiç beklemediğin, hiç ummadığın bir An’ da çıkartılırsın!

Oyun devam eder, yeni oyuncular sahnede yerini alır, yeni senaryolar sahnelenir.

Her insan oyunun içine doğar, ama çıkarken ya her şeyle Bir olup kendi isteğinle çıkarsın sahneden, ya da  dört elle yapıştığın sahne dekorlarından ve figüranlardan zorla kopartılarak çıkartılırsın.

Hayat koskoca bir oyundur. Sadece oyun. Herkes gelirken aynı gelir, önemli olan giderken nasıl gittiğimizdir!

ALINTI : Nazan-inan.com

https://youtu.be/XyvJ8VnjluU




Günün  Sözü :

an ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu














İbrahim Birol.  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
22 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu

 

21 Haziran 2017 Çarşamba



"ŞÜKÜR" BEREKET KAPISININ ANAHTARIDIR

pinterest kadir gecesi resim ile ilgili görsel sonucu



Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün ve bu gece Türk ve İslam aleminin kutsal gecelerinden birini idrak edeceğiz. Bugünün ve gecenin önemini bir kaç kelime ve tabii ki kısa bir yazı ile geçiştiremeyiz.
Bu gecenin maneviyatını ve önemini biz insanlar olarak kalbimizin derinliklerinde hissede biliyorsak ne mutlu bizlere.
Bu gecede yapılan ibadeteler ve edilen duaların ve tövbelerin Allah'ın indinde kabul bulacağı, günahların af olacağı biliniyor ve aynı zamanda Kadir Gecesi, üç ayların sonuncusu olan Ramazan Ayının yirmi yedinci gecesine rastlamaktadır  Ramazan ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir.

Kadir kelime olarak; değer, kıymet ve itibar anlamlarına gelir. Bazı âlimlere göre Mevlitten  sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselamın ümmetine mahsus bir gecedir.
Kur'an-ı Kerim'de Kadir Gecesinin Önemi şu şekilde dile getirilmiştir.

'' Biz Onu (Kur'an-ı Kerim'i) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen bilirmisin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail a.s) her iş için iner dururlar. O gece esenlik, gün ağarıncaya kadar sürer.'' (Kadir Süresi 1-5 Ayetler)

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  


İşte 2017 resimli en güzel Kadir Gecesi mesajları









“Şükür” Bereket Kapısının Anahtarıdır.

İnsanoğlu zaman zaman bu dünyada var olmanın, yaşamanın, sonsuz nimetlerden yararlanmanın bir lütuf olduğunu unutuyor. Şükredenlerin sayısı azaldıkça, şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Yakın çevremizden başlayarak toplumu oluşturan inanlarımız, gelişen olaylar, ilişkiler, beynimizde oluşan, dudaklarımızda söz olarak hayat bulan düşünceler karanlık bir dünya, karanlık bir ayna yansıtıyor.
Biraz derin düşündüğümüzde, her şeyimizle, baştan aşağı bizi “Yaradan'a borçlu olduğumuzu anlarız. Aldığımız her nefes, içtiğimiz her damla su, gördüğümüz her renk, bizi besleyen toprak ve yalnızlığımızı paylaşabildiğimiz her dost bize sunulan birer nimettir. Bir biçimde hayatımızda olduklarından, yokluklarını bilmediğimizden belki de alıştığımızdan kanıksadığımız nimetlerdir. Hep daha fazlasını istediğimiz için de üzerinde durmayız, varlıklarına şükretmeyiz.
Bu lütufların Tanrı’dan geldiğini tam olarak idrak eden kişi, borcun altında ezilmek istemez. Karşılığını ödemek için çabalar. Ödemek ise, tüm canlıları sevmek, maddi, manevi ihtiyacı olanlara yardımı esirgememek, el uzatmak, güler yüzle yaklaşıp tatlı dille hitap etmektir.
İnsanlığın mutluluğu, gelişmesi, birliği adına çalışmalar yapmak da ne denli borcu ödemeye yönelikse, yaşama sevincini duymak da şükrün ifadesi, dışa yansımasıdır.
Şükür, iyilik edenin, nimet verenin kıymetini bilip bunu yaşamında sevinç ile, huzur ile çevresine sunmaktır. Her türlü nimetin gerçek sahibinin “Allah olduğu” nun şuuruna varmaktır. Yer ve gök ve denizler hatta yeryüzünün derinlikleri insana sayılamayacak bereketlerle donatılmıştır. Bunun yanısıra insana akıl ve düşünme gibi üstün yetenekler verilmiştir.
şükreden insan resmi ile ilgili görsel sonucuFars şairi ve İslam alimi Sadi-i Şirazi, “İnsan her nefesinde Allah’a karşı iki şükür borçludur,” der. Çünkü bir soluk alıp vermekte hayatını iki kez bağışlayan, can veren ALLAH’ tır. Ona dil ile şükredebiliriz ya da adını anarak, nimet sahibi olduğuna inanarak, derinden iman ederek kalp ile şükredebiliriz.
Eylem ve hareketlerimizle şükredebiliriz. O’nun bizden istediklerine uygun yaşayarak ve hiç bir canlıya zarar vermemeye gayret ederek hatta onlara duyduğumuz sevgi ile “Şükür” ü eyleme dönüştürebiliriz.
Mevlana’nın, “Nimete şükür nimetten hoştur,” sözünü hatırlayarak, bizi şükürden alıkoyan, toplumsal bir alışkanlığımız olan dil günahı “Şikayet” i de insani bir zaafımız olarak kabul etmek durumundayız. Burada da, bir halk deyişi olan, “Dilim beni dilim dilim etti,” deyişinden yola çıkarak, günümüzün en yaygın ve bir o kadar ruhu zehirleyen yaklaşımıdır şikayet etmek...
İnsanoğlu çoluğu, çocuğundan, komşusundan, geçmişinden ve geleceğinden, işinden, kazancından hiç bir şey bulamazsa kendinden şikayet etmeyi adeta huy edinmiştir. Oysa şikayet bir anlamda, akıl eksikliği, bakış körlüğüdür. Kolaya kaçmak, aczimizi ortaya koymaktır. Daha geniş açıyla diyebilirim ki, beceriksizliğimize, tembelliğimize, bilgi eksikliğimize, okumama alışkanlığımıza ve en kötüsü düşünme tembelliğimize kılıf bulmaktır. Bir yerde şikayet, Allah’a isyan etmektir.
Şikayet ne kadar karamsar olmaksa, şükretmek o denli iyimser olmaktır. Şikayetçi, karamsar insanları, doymak bilmeyen nefislerini, oluşturdukları olumsuz tabloyu ancak şükreden insanların iyiliği, hayrı, sevinci ve sevgisi tedavi edebilir. “Tedavi” kelimesini ısrarla yazıyorum çünkü şikayet ve şükürsüz lük her gün biraz daha hastalık boyutuna tırmanmaktadır.
Şikayet insanı Tanrı’dan ne kadar uzaklaştırıyorsa, şükür o kadar yaklaştırır. Şükür'ün tam tersi, şikayet beynimizi, gönlümüzü ve bedenimizi tümüyle olumsuz enerji adeta manevi zehir ile doldurmaktadır.
İnsanlığın hayrı için, mutluluğu için, güzel ve doğru bir geleceği için, Tanrı’ya daha yakın olabilmesi için “Hangisi daha hayrımızadır?” diye soracak olsanız, düşüncelerimi hiç tereddüt etmeden “Şükür”
ile noktalarım.

Alıntı : Yılmazulusoy.com

https://youtu.be/c1KRr2nLBGY





Günün Sözü :

İşte 2017 resimli en güzel Kadir Gecesi mesajları

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
21 Haziran, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu