22 Ekim 2017 Pazar



KELEBEĞİN  RÜYASI...


türk edebiyatının en güzel aşk şiirleri



Merhaba Gönül Dostlarım,

İyi bir hafta sonu geçirmeniz temennisiyle,
Bugün yayınlayacağım Şair ve Yazarlarımızla ilgili yazılarımın  sonuncusu Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk Edebiyatı’nın önde gelen şairlerinden birisi olan Behçet Necatigil.

 Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan yine birbirinden özel ve dinlemekten keyif alacağınız şairlerimizin bir çok  şiirlerini ve yazarlarımızın eserlerini, sizlerden gelen yoğun ilgi üzerine buna benzer tanıtımlarla gelecekteki Blog yazılarımda sizlerle paylaşmaya  devam  edeceğimin sözünü veriyorum.
Taktir edersiniz ki uzun süren seri yazılar bazı okuyuculara zamanla sıkıntı verebiliyor bu nedenle Bloğumda  farklı konularda yazılar sunmak bazen okuyucuya daha fazla ilginç gelebiliyor.

Göstermiş olduğunuz  ilgilerinizden dolayı sonsuz şükranlarımı ve saygılarımı yolluyorum...

Behçet Necatigil (1916 – 1979), sürekli yeniyi arayan, sorgulayan kalemi, gerek içeriksel gerekse de biçimsel anlamda geleneksel şiirin yanı sıra Batı şiirinden beslenen yönelimi, dönem dönem değişen üslup denemeleri ile modern Türk şiirinde önemli bir yere sahiptir.
 Herhangi bir edebi akıma katılmamış; bağımsız bir şair ve fikir adamıdır. Vikipedi

behçet necatigil şiirleri
Doğum tarihi: 16 Nisan 1916, İstanbul
Ölüm tarihi ve yeri: 13 Aralık 1979, İstanbul
Defnedildiği yer: Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul
Oyunlar: Üç Turunçlar
Ebeveynler: Mehmet Necati Gönül, Fatma Bedriye Hanım



EserleriŞiir:
Kapalı Çarşı (1945), Çevre (1951), Evler (1953), Eski Toprak (1956), Arada (1958), Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divance (1965), İki Başına Yürümek (1968), En/Cam (1970), Zebra (1973), Kareler Aklar (1975), Sevgilerde (Seçme Şiirler, 1976), Beyler (1978), Söyleriz (1980)
Düzyazı:
Bile/Yazdı (1979)
Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960)
Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1971)
Radyo oyunları:
Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965), Gece Aşevi (beş oyun, 1967), Üç Turunçlar (altı oyun, 1970), Pencere (dört oyun, 1975)
Aldığı ödüller:
1957 Yeditepe Şiir Armağanı Eski Toprak ile
1964 Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü Yaz Dönemi ile

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Anılar :
Kelebeklerin rüyasını gerçekleştiren şair:
Behçet Necatigil
Dipnot Tablet Yazarı Kenan Taş Kelebeğin Rüyası adlı filmle tekrar gündeme gelen ünlü öğretmen şair Behçet Necatigil’ i öğrencilerine sordu:
behçet necati ile ilgili görsel sonucuKelebeğin Rüyası filminde iki genç şairin hocaları olarak yeniden hayatımıza giren ünlü şair Behçet Necatigil aslında bir edebiyat öğretmeniydi. İstanbul, Zonguldak, Kars gibi farklı şehirlerde öğretmenlik yaptı. İyi öğrenciler yetiştirirken edebiyata meraklı gençler de yetiştirmeyi ihmal etmedi. Şimdilerde pek aşina olmasak da Cumhuriyet döneminden itibaren birçok okulda şairler sanatçılar normal hayatlarını öğretmenlik yaparak geçiriyorlardı. Bu da hem eğitim ve öğretim dünyasına farklı bakış açıları geliştirirken öğrencilerin de hayal dünyalarını zenginleştirdi. Öğretmen Behçet Necatigil özellikle Kabataş Erkek Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı dönemde Türkiye’nin düşünce iklimine sayısız insan kazandırdı.
Herkesin bildiği tanıdığı bir şair olan Behçet Necatigil’ in hayat hikâyesi şiirlerini az çok herkes tarafından biliniyor. Peki ya öğretmen Behçet nasıl biriydi?
Türk şiirinin usta kalemlerinden Hilmi Yavuz Türk basınının usta isimlerinden Hasan Pulur ve uzun yıllardır yurtdışında yaşayan şair ve öykü yazarı Demir Özlü…
Üç öğrencisi öğretmen ve insan olarak Kabataş Erkek Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenleri Behçet Necatigil’ i Dipnot Tablet okurlarına anlattılar…
Alıntı : dipnot.com

Erdal Öz, Behçet Necatigil Sevgilerde Kendi Seçtiği Şiirleri kitabının sunu yazısında şöyle diyor: “Bayılırdık onun şiir okuyuşuna. Küçük, kısık, adamsendeci bir sesle, sözcükleri ağzının bir kıyısından atar gibi, başını sözcüklerin akışına bırakıp savurarak, dizelerinde yarattığı o bağırmayan, alçakgönüllü, güzel sesi bula bula okurdu şiirlerini. Onun şiirleri hep böyle okunmalı bence. Yazdığı şiirleri en güzel okuyan şairimiz belki de odur. Şiirine bu kadar yakışan bir okuyuşu bulan şairimiz azdır. Necatigil belleğimde, yüreğimde, hep sıkılan, çekinen, utanan bir ses olarak kalmıştır şiirleriyle.”
Alıntı : lebelebitozu.com

https://youtu.be/OlEwxsSIitw




Günün Sözü :

behçet necatigil sözleri ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
22 Ekim 2017, Antalya

 

21 Ekim 2017 Cumartesi




SESSİZ  GEMİ...

sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü Şair ve Yazarımız Yahya Kemal Beyatlı. Türk Edebiyat tarihimize ismini altın harflerle yazdıran  Yahya Kemal Beyatlı, Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir.
  Dev Eserleriyle Bir Büyük İstanbul Aşığı:
Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri Divan edebiyatı ile modern şiir arasında köprülük görevi üstlenmiştir. Vikipedi
Tam adı: Ahmed Agâh
Doğum tarihi: 2 Aralık 1884, Üsküp, Makedonya Cumhuriyeti
Ölüm tarihi ve yeri: 1 Kasım 1958, Fatih
Defin tarihi ve yeri: Aşiyan Mezarlığı, İstanbul
Ebeveynler: Naki'ye Agâh, İbrahim Naci Agâh
 Dev Eseriyle Bir Büyük İstanbul Aşığı: Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal Beyatlı Hayatı
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu1884 yılında Üsküp’te doğan Yahya Kemal Beyatlı, bu dönemde Üsküp Belediye Başkanlığı görevinde bulunan İbrahim Naci Bey’in oğludur. Gerçek isminin Ahmed Agâh olduğu bilinmekte olduğu gibi, öğrenim hayatına Üsküp’te başlamış ve daha sonra 1897 yılında Selanik’e göç etmişlerdir. Annesini küçük yaşlardayken verem hastalığından dolayı kaybetmiştir.
Babası yeni bir kadınla evlenmesi üzerine Yahya Kemal Beyatlı Selanik’ten ayrılarak Üsküp’e gitmiştir fakat kısa bir süre sonra tekrar Selanik’e dönmüş, Selanik’te bir süre yaşadıktan sonra eğitimini tamamlamak üzere İstanbul’a gelen Yahya Kemal Beyatlı, Vefa Lisesi’ne kayıt yaptırdı. Lise okuduğu sıralarda edebiyata duyduğu ilgiyle birlikte çeşitli dergilerde yazarlık yapmaya başladı. Fransız edebiyatına duyduğu etki ve İstanbul’daki düşünce engelleri sebebiyle Paris’e gitmiştir ve kısa bir süre sonra 1912 yılında tekrar İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’a dönüşünün ardından birçok ünlü kişilikle birleşerek Dergâh adındaki dergiyi kurmuştur. Bu dergi üzerinde yazdığı yazılarda sürmekte olan Milli mücadeleye destek vermiştir. Politikayla da ilgilenen Yahya Kemal Beyatlı, elçilik ve 4 dönem süren milletvekilliği görevlerini de yerine getirmiştir. Yahya Kemal Beyatlı, 1 Kasım 1958 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
 Şiirleri :
1961- Kendi Gök Kubbemiz, 1962- Eski Şiirin Rüzgarıyla, 1963- Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, 1976- Bitmemiş Şiirler
Yazıları:
1964- Aziz İstanbul, 1966- Eğil Dağlar, 1968- Siyasi ve Edebi Portreler, 1971- Edebiyata Dair,1973- Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım,, 1975- Tarih Musahabeleri, 1977- Mektuplar- Makaleler
 Kaynak : yazilibilgi.com

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Anıları

Bir Şiir , Bir Hikaye…
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu

https://youtu.be/uQCxieznwIE

Sessiz Gemi
Yahya Kemal, hocalık yaptığı Heybeliada’da Bahriyeli öğrencisi Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’a aşık olur. Celile Hanım da aşkına karşılık verir ve eşinden boşanır. Ancak durumu anlayan genç Nazım Hikmet, hocası Yahya Kemal’e bu durumu onaylamadığını belli eder.
Yahya Kemal, Aşkını kendi ağzından şöyle anlatıyor;
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
Bu kadın yazın adada otururdu…
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu
Ben de orada idim…
Deli divane olmuştum…
Sonbahar’ da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi…
1916 Sonbaharı ’nda yine İstanbul’a iniyordu…
Ben müthiş muzdariptim…
Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
O gidinceye kadar Ada dopdolu idi…
Gider gitmez benim için boşalıverirdi…
Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı…
Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
Gitmeyeceğine yemin etmişti…
Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…
Sert bir lodos esiyordu… Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim…
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
Çok para verince biri ikna oldu…
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik…
Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
Yoktu…
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…
Vakit hayli geçti…
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…
Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?
Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım…
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… Geldi haber verdi… Sanki dünyalar benim oldu…
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…
Sabahleyin, doğru eve çıktım… Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… Sarmaşdolaş olduk…”
SESSİZ GEMİ…
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu…
Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir…
Kaynak : eyuboğluvakfi.org.tr


Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul
 

istanbul-silueti-gun-batimi
  Anadoluhisarı’nda bulunan ve daha önceden Kandilli Tepesi olarak bilinen yer, boğazı izleyebileceğiniz en mükemmel noktalardan bir tanesi. Manzarası bile kendine hayran bırakmak için yeterli olan tepe, Yahya Kemal’in şu meşhur dörtlüğünde bahsettiği yermiş üstelik:
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Alıntı : evrengg.blogspot.com.tr


https://youtu.be/P4S_uVrnr7k                                                      https://youtu.be/9viIsMhv25M

youtub endülüste akşam ile ilgili video                                                                                  



                                


Günün Sözü :

yahya kemal beyatlı sözleri ile ilgili görsel sonucu
                        

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
21 Ekim 2017, Antalya




 
 

 
 

20 Ekim 2017 Cuma




İSTANBULU  DİNLİYORUM...

İlgili resim

Merhaba Gönül Dostlarm,

Türk Edebiyatına adını yazdırmış bir başka şairimiz Orhan Veli Kanık' ın yaşamı ve  şiirlerini 
bugünkü yazımda sizlerle paylaşıyorum.


Orhan Veli Kanık, daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir ... Vikipedi

Doğum tarihi: 13 Nisan 1914, Beykoz

Ölüm tarihi ve yeri: 14 Kasım 1950, İstanbul
Defin tarihi ve yeri: 17 Kasım 1950, Aşiyan Mezarlığı, İstanbul
Ebeveynler: Fatma Nigar, Mehmet Veli
Kardeşleri: Adnan Veli
Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914'te Beykoz'a bağlı Yalıköyü'nde bulunan İshak Ağa Yokuşu'ndaki Çayır Sokağında dünyaya geldi. Çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir'de geçti. Mütareke sırasında Akaretler'de bulunan Anafartalar İlkokulu'nun ana sınıfına devam etti.

Edebiyata olan merakı ilkokul sıralarında başladı. Bu dönemde "Çocuk Dünyası" isimli dergide bir hikâyesi basıldı. Ortaokulun yedinci sınıfındayken Oktay Rifat ile tanıştı. Birkaç yıl sonra ise bir müsamere sırasında halk evinde Melih Cevdet Anday ile arkadaş oldu. Lisenin ilk yılında edebiyat öğretmeni ise Ahmet Hamdi Tanpınar'dı. Lise döneminde arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'le birlikte "Sesimiz" isimli bir dergi çıkardı. Şair 1932 yılında, liseden mezun oldu.
En önemli şiirleri :
-İstanbul'u Dinliyorum, Anlatamıyorum, Mahzun Kalmak,Vatan İçin, Bedava, Açsam Rüzgara, Bayrak

36 YILLIK YAŞAM BİRÇOK ESER
 
Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi 'Garip' akımının kurucusu olan Kanık, 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı. Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı.
 
1950 YILINDA VEFAT ETTİ
 
Orhan Veli, 10 Kasım'da bir haftalığına geldiği Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul'a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık'a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı ancak beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair 1950 yılında gece 23.20'de Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata veda etti.
Alıntı : Ntv.com.tr

1988 yılında yapılan Orhan Veli heykeli Rumelihisarı sahilindeki ufak bir parka kondu. Bu heykelde şairin elinde bir kitap, hemen arkasında ise bir martı durmaktadır. Orhan Veli ise Boğaziçi'ni seyretmektedir.

Değerli edebiyatçımızın en önemli şiirlerinden biri olan " İstanbul' u Dinliyorum" un  VTR sini aşağıdaki Linkten seyredebilirsiniz.

https://youtu.be/tVbS1QM0dj8

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Orhan Veli Kanık' tan Anılar
Sait Faik şöyle betimlemiştir Orhan Veli’yi: “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğse benzeyen bir sırt, denebilirse ergenlik bozuğu bir yüz. İşte görünüşte Orhan Veli.”
Orhan Veli ise askerlik yaptığı yıllarda naif bir anlatımla hayatını şöyle dile getirmiştir: “1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rifat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim.”
Orhan Veli, sonuncu aşkı Nahit Hanım’la bir sonbahar sabahında, Boğaziçi Vapuru’nda tanışır. Nahit Hanım’ın Zeynep Oral ile yaptığı röportajda Orhan Veli hakkında anlattıkları:
“O’nu tek kelimeyle anlatmaya çalışsam, hüzünlüydü derim. Hüzünlüydü… Mahzundu… Neden? Bence… Tabii başkasına, başkalarına göre başka türlü olabilir. Ama bana soruyorsunuz. Onun için bana göre, benim düşündüğümü söylemek zorundayım. Yapısından geliyordu bu hüzün… Her şeyi ama, her şeyi içine atmasından… Fiziğinden… Öfkesini bile içine atardı. Sıkıntılarını da… Hüzünlüydü. Ve sessizliğe gömülürdü. Konuşmazdı. Sıkıldığında, üzüldüğünde konuşmazdı. Şimdi gelirim, der; kalkar gider, ya yarım saat sonra, ya üç gün sonra gelirdi. Örneğin, Mahzun Durmak şiiri, O’nun tavrına çok uygun bir şiirdir.”
“Sevdiğim insanlara
Kızabilirdim,
Eğer sevmek bana
Mahzun durmayı
Öğretmeseydi.”
“Neşesini hiç kaybetmez, çocuksu bir yanı vardı. Bir gün bana bir avuç bilye hediye etmişti. Ne severdi yürüyüşe çıkmayı. Ne çok yürürdük birlikte. Ama Melih Cevdet’le Çubuk Barajı’nda geçirdiği trafik kazasından sonra daha az sever oldu yürümeyi. “Vazgeç Nahit Hanım, yürümeyelim, gel şu salaş kahvede oturalım” derdi. Bedensel bir yorgunluk duyuyordu hep… At yarışlarına da gitmek büyük eğlenceydi bizim için. Ve hep kaybederdik.”

Alıntı : leblebitozu.com

https://youtu.be/ZWYUnPBh-fI




Günün Sözü :

orhan veli sözleri resimli ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
20 Ekim 2017, Antalya


19 Ekim 2017 Perşembe




OTUZ BEŞ YAŞ...
Cahit Sıtkı Tarancı

İlgili resim



Merhaba Gönül Dostlarım,

Cahit Sıtkı Tarancı' yı duymayan ve tanımayanımız varmıdır acaba? Hani şu meşhur" Yaş Otuz Beş "
 ve " Memleket İsterim" şiirlerini yazan şairimiz İlkinde  hayatın basamaklarını anlatırken, ikincisinde ise 1940' lar daki Türkiye  ve dünya çalkantılarının da etkisiyle " Memleket İsterim" isimli yazdığı şiirleri.
Cumhuriyet döneminin en başarılı şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı, hayatını edebiyata ve yazmaya adamış bir sanatçıdır, yazarımızı biraz daha yakından tanıyalım isterseniz.

cahit sıtkı tarancı kitapları ile ilgili görsel sonucuYaş Otuz Beş" Şiiri' nin ilk dizeleri şöyle başlar.
" Yaş otuz beş yolun yarısı eder,                                                   
  Dante gibi ortasındayız ömrün.. 
  Delikanlı çağımızdaki cevher,
  Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
  Gözünün yaşına bakmadan gider."
                                                          

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi
 
En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim" 'dir. Vikipedi
Doğum tarihi: 4 Ekim 1910, Diyarbakır
Ölüm tarihi ve yeri: 13 Ekim 1956, Viyana, Avusturya
: Cavidan Tınaz (e. 1951–1956)
Ebeveynler: Arife Tarancı, Cahit Sıtkı Tarancı
Eğitim: Institut d'Etudes Politiques de Paris, Galatasaray Lisesi, Saint-Joseph Fransız Lisesi                                                                             
 Edebiyat tarihimizin önemli şairleri arasında sayılan Cahit Sıtkı Tarancı' nın
Şiirleri
• Ömrümde Sükût (1933)
• Otuz Beş Yaş (1946)

Memleket İsterim (1946)
Düşten Güzel (1952)
• Sonrası (1957)

Cahit Sıtkı'nın ölümünden sonra;
Ziyaya Mektuplar
Gün Eksilmesin Penceremden( Öykülerinin derlemesi)


Cahit Sıtkı Tarancı' nın çok önemli bir şiiri olan " Memleket İsterim'" in Videosunu  aşağıdaki Linkten seyredebilirsiniz.

https://youtu.be/M5sJcpp8B9Q

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...


3950_cahit_sitki
Şiirlerini ezbere biliriz de…bu şiirlerin hikayelerini çoğu zaman es geçeriz. Çoğumuz da bunu düşünmeyiz bile.  Oysa ki bu hikayeler, bize başka kapılar açan, kederlendiren ya da duygularımızı bileyen şiirler kadar değerlidir. Bugün, Abbas’ın hikâyesini anlatacağım sizlere.
Abbas

Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her subaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakarken bir isim dikkatini çeker.
Abbas oğlu Abbas...
Sakat eli yüzünden çürüğe ayrılmıştır Abbas.
Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert biri selam çakıp, ''Abbas oğlu Abbas, emret komu...tan! '' der.
Aralarında şöyle bir konuşma geçer:
----Nerelisin?
----Memleket Mardin, kaza Midyat komutan
----Sen benim emir erim olur musun?
----Sen bilir komutan!
Askere eşyalarını toplamasını ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını söyler. Zamanla askerin zekiliği ve sıcaklığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkmakta, Cahit Sıtkı'nın ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünmekte, yerine getirmektedir. Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşmuştur. Bu saf, temiz Anadolu çocuğu etkilemiştir Cahit Sıtkı'yı. Zaman zaman karşısına alıp dertleşir onunla, ruhundaki gizli şeyleri keşfeder.
Akşamları rakı sofrası kurar, en güzel mezeleri hazırlar Abbas.
Böyle bir keyif akşamında Cahit Sıtkı sorar Abbas'a:
----Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
----Bilir komutan.
----Orada bir Beşiktaş var, bilir misin?
----Bilir komutan! Ben orada acemi birlikteydim.
----Orada benim bir sevgilim var. Sen kaçırıp onu bana getirir misin?
----Elbet komutan!
Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki; Abbas yeni asker kıyafetlerini giymiş, tıraş olmuş. Cahit Sıtkı sorar:
----Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlandın?
----Ben İstanbul'a gidecek komutan!
----Ne yapacaksın sen İstanbul'da?
----Sen söyledi bana, ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!
Gözlerindeki gözyaşlarını, hüznünü göstermemek için arkasını döner, çıkıp gider oradan Cahit Sıtkı.
Bu mert, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun sıcaklığı, samimiyeti
çok duygulandırır Cahit Sıtkı'yı.
Akşam olur. Ağaç altında yine rakı sofrası kurdurur. Abbas'ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini yazar.

ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye,
Ve zamana..
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan!
Cahit Sıtkı Tarancı
Tarancı’nın Beşiktaş’taki sevgilisi, Vedat Günyol’ un kız kardeşidir. Birbirleriyle evlenemezler. Yıllar sonra Günyol bu durumu öğrendiğinde Tarancı’ya, “Keşke o zaman bana söyleseydiniz, size yardımcı olurdum” der. Tarancı’nın, çocukluk arkadaşı Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar ölümünden yıllar sonra derlenir (1976). Ölümü üzerine Saba’nın yazdığı “Düşümde” şiiri iki şair arkadaşın dostluğunu çok açık biçimde anlatmaktır:

Alıntı : Erguvan Ağacı


https://youtu.be/4ldZOF7pm8w




Günün Sözü :  

"Memleket isterim,
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun."  Cahit Sıtkı Tarancı

cahit sıtkı tarancı sözleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
19 Ekim 2017, Antalya


 

18 Ekim 2017 Çarşamba



HATIRLAMAK GEREK...


























Merhaba Gönül Dostlarım,

" Neyi hatırladığını unutmak, neyi unuttuğunu hatırlamak"
Çağrışımıyla birlikte gelen kelimelerdendir ‘hatırlamak’. Birine “Hatırladın mı?” dediğimizde, aslında içten içe “Nasıl unutursun!” diye isyan etmiş oluruz
Hatırlamak> Anımsamak
" Evden çıkarken kapıyı kilitleyip kilitlemediğinizi hatırlamıyor musunuz? Ya da nakaratını çok iyi bildiğiniz bir şarkının tüm sözleri aklınızda yok mu? Korkmayın, bunun tek sebebi yaşlanmanız değil. Hafızanızı doğru yönetemediğinizde bu tip şeylerin yaşanması doğal. "

"Dinlenen bir melodinin daha sonra zihinde canlandırılabilmesi insanlara has bir yetenek. Ancak istemsiz olarak da ortaya çıkabilen bu durum zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. İnsanların neredeyse tamamının haftada en az bir kere yaşadığı bu durumun nedeni hakkında ise yeterli bilimsel bir açıklama yok."
Alıntı :

Bizim için anlamı büyük olmazsa olmazlarımız Milli ve Manevi değerlerimiz olan Aile yaşamımız, Milli  Kültürümüz gibi daha bir çok değerlerimizi unuttuğumuzu sanmıyorum. Oysaki Türk Milletinin en önemli özelliği Milli  Birlik ve beraberliğimizi hakkaniyetle yaşamasıdır, bunun içinde gerekli mücadeleyi vermemiz gerektiğini tekrar hatırlamamıza yardımcı olabilecek kısa bir yazı bize o değerlerimizi tekrar geri kazanmamıza yardımcı olabilecek mi acaba ?

Aşağıda Ceza nın seslendirdiği  "Bu Bayram Beraberiz Hatırlatmak Gerek Bu Bayramı Birlikte Kutlamak Gerek Gönülleri ve ..." sözleriyle devam eden ve  reklam amaçlı çekilen klibinden  alınan sahne görüntülerine, ulus olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız  olan şu günlerde bu duyguları  pekiştirmek için acilen  ihtiyaç duyduğumuzu ve bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiği hususunda farkındalık yaratmak adına bu Video Klipi sizlerle paylaşmak istedim... dinlemek isteyen dostlarım, şarkının sözlerinin altındaki Linkten ulaşabilirler.

 CEZA


Hatırlamak gerek, Hatırlanmak gerek, Hatırlatmak gerek
Gülümsemek gerek, Kucaklamak gerek, Kucaklaşmak gerek
Birleşmek gerek, Hoş görmek gerek, Tanışmak gerek
Barışmak gerek, Paylaşmak gerek, Sarılmak gerek
Saygı, sevgi ibre dostluk unutmamak gerek
Gönül'leri hoş tutup her daim bölüşmek gerek.
Selam vermek gerek, Selam almak gerek
Gönül vermek gerek, Gönül almak gerek
Bir olmak ibre daim birlik olmak gerek
Muhabbeti hoş tutup Sıcak kalmak gerek
Sıcak kalmak gerek Sıcak kalmak gerek..
https://youtu.be/FFUUYniTehc

hatırlamak gerek resim ile ilgili görsel sonucu

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...          

Arada bir hatırlamak gerek...

Hastane, hapishane, mezarlık ziyaretleri arada bir yapılmalı. Yapılmalı ki sağlığımızın, özgürlüğümüzün ve hayatın değerini bilelim…
Nefes almak güzel şey. Kıymetini bilmek gerek…
Ama yaşamı kirletmemek, insanlığı kırmamak, sevgiyi yok etmemek de gerek…
Aşırı hırs en çok kendine zarar veriyor, insanın. Bazen en sevilen, bazen en popüler, bazen en zengin, bazen de en başarılı olmak için kendiyle yarışıyor, insan…
Sonu gelmiyor tabii…
Daha, daha, daha…
Sonuç kısacık insan ömrünü heba ediyorsun…
Etrafında kırıp döktüklerin de cabası…
Oysa az biraz törpülenebilse o hırs, nefis olacak…
Ama olmuyor…
Azı karar, çoğu zarar olan bu hırs konusunda ayar tutmuyor…
Tutmayınca da olan oluyor…
Hele ki bir başkasıyla rekabete gelince olmadık şeyler yaşanabiliyor…
Hırs, üzerine akademik dünyada binlerce çalışma dikkat çekiyor…
“Hırs evrimin bir yan ürünüdür” diye konuşan Soka University of Amerika'dan antropolog Edward Lowe, “Sosyal statünün nasıl tanımlandığına bakmaksızın, her toplumda bazı insanlar, sosyal statü için diğer insanlardan daha agresif bir yol izlerler” diyor…
Ve uzmanlar uyarıyor…
Üstün olma kaygısı beraberinde bir dizi olumsuzluk getiriyor; kalp krizi, ülser ve strese dayalı diğer hastalıklar…
Başarılı insanlarda bu hastalıklar daha yaygın…
O yüzden sağlığımız ve etrafımızdaki insanların sağlık ve mutluluğu açısından hırsımızı törpülemek de fayda var…
O zaman çevremizdekilere, ailemize, sevdiklerimize daha çok zaman ayırıp daha mutlu olacağız…
Denemekten bir şey çıkmaz…
Gelin bir adım atın…
Para, mevki, beğenilme güzel de en güzeli yaşam…
Gelin, birlikte keşfedelim…

songül başkaya kimdir ile ilgili görsel sonucu

Songül Başkaya Yazı Arşivi
29 Aralık 2015 /   1136 Okunma


 Günün Sözü :  "Bir Yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında  milli birlik ve iyi geçinme, çalışkanlık  duygu ve  yeteneklerinin olgunluğudur." M. Kemal ATATÜRK

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
18 Ekim 2017, Antalya

 

Gerçek Dostlar