Number of visitors

31 Mart 2016 Perşembe


BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜR
iNSAN RESİMLER ile ilgili görsel sonucu
Çok değerli dostlarım,

Tüm hayatımız  boyunca bizlere ışık tutacak, yol gösterecek olan , olmazsa olmazlarımızı ve bir arada yaşamamıza yardımcı olabilecek ve aynı zamanda en önemlisi çalışma hayatımızı kolaylaştıracak bazı bilgileri sizlerle paylaşabilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Bu yazımı bundan 12 yıl evvel yani 2004 senesi Nisan ayında, eğitim amaçlı paylaştığım tüm mesai arkadaşlarıma, buradan saygı ve sevgilerimi yolluyorum.

Çalışma ortamlarının insanların birlikte yaşayabileceği, bir yer olması gereklidir. Organizasyonlar Uzmanlık Grubu'nun kaleme aldığı " Öğrenen organizasyonlar II" isimli kitapta, şirketler için Birlikte Yaşama Kültürü'nün özellikleri sıralanıyor.
  • Birlikte Yaşama Kültürü, karşısındakini ön koşulsuz ve önyargısız dinleyebilme, saygı duyma, sorulara veya söylenene ciddi bir cevap verme gibi eylemleri içermesinin yanı sıra, birlikte yaşamanın rutinleri olan selam verme ve hatır sorma gibi eylemleri' de içermektedir.
  • Birlikte Yaşama Kültürü kişinin etkileşim içinde olduğu insanları ve onların düşüncelerini süratli bir şekilde kafasında daha önce açılmış dosyalara kategorize ve klasifiye etmeden önce, anlamak ve soru sormayı içermektedir. Gerektiğinde bu yeni bir şey diyerek, insanın kafasın da  yeni dosyalar açabilme yetisini de kapsamaktadır.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, insanların kendimizden farklı düşünebileceklerini ve düşüncelerinin mutlaka yanlış olmak zorunda olmadığını kabul etmektir.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, aynı geminin (Kurumun) içinde giderken bir birimizle kavga etmenin ve birbirimizin kuyusunu kazmanın gemiyi batıracağını bilmektir.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, ortamı birbirimizi için daha yaşanabilir bir yer kılma çabasının ve işbirliğinin ; Hedeflerimize daha etkin, daha verimli ve hızlı ulaşmamızı sağlayacak araçları geliştirmemize yardımcı olacağını fark etmektir.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, başkalarının başarılarına birlikte sevinmeyi ve başkalarının başarısızlıklarına birlikte üzülmeyi öğrenmektir. Bu ortak başarılar ve başarısızlıklar içinde geçerlidir.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, bütün bu söylenenleri yapsak da, ortaya çıkan ilk problemde kişileri suçlamak yerine, bir araya gelip problemin sebeplerini araştırmak, probleme ve çözüme benim katkım nedir? diye sormaktır.
  • Birlikte Yaşama Kültürü, kurumla ilgili paylaşılan hikayelerden, olaylardan, hatalardan, tipik problemlere ilişkin yargılar gibi unsurlardan oluşur.
  • Birlikte Yaşama Kültürü'nü paylaşmak, eleştirilere açık olmak, bu gelişme ve değişimi fırsat olarak görmek ve kullanmaktır.
iNSAN RESİMLER ile ilgili görsel sonucuKaynak: Milliyet İş Yaşamı Gazetesi,       Melih Arat

İbrahim Birol
31/03/ 2016, Antalya

Günün Sözü:
İyi geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, karşılıklı birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle mümkündür.
A.Tequeville

iNSAN RESİMLER ile ilgili görsel sonucu



iNSAN RESİMLER ile ilgili görsel sonucu

Lüzumsuz Bilgiler,

Merhaba Dostlar,

Bu günkü konumuz, yazarı Tamer Koruganın " Bunları Biliyor musunuz? " adı altında yayınlanan  kitabı olan " Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi" nden bahsetmek istiyorum.
Yazar kitabın arka kapak sayfasında" Lüzumsuz Bilgilerden" söz edilmesini ciddiye alacak olursanız çok yanılırsınız "Bilginin lüzumsuz olanı varmıdır?" ayrı bir tartışma konusu, ama bu kitapta yer alan 139 sorunun yanıtlarını merak etmeyen pek yoktur. Aşağıdaki sorulara bir göz atın bakalım, tümünü veya çoğunu bilmiyor veya merak ediyorsunuzdur.
Aykırı Araştırma yayınlarına ait olan bu kitabın 20. baskısından bazı alıntıları sizlerle paylaşıyorum. Umarım beğenirsiniz.

İngiltere' de trafik niçin soldan akar?
Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu, bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.
Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden  (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.
Yolun solundan seyahat, ilk defe 1300 yıllarında papanın Roma'ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için,  yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.
18. yüzyılın sonlarında ABD' de bir çok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyor du. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.
Çok geçmeden ABD'de trafik sağdan işlemeğe başladı. Fransız ihtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolun sağından gitmelerini istedi.
Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zapt ettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.
İngiltere hiç bir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vaz geçmediler. Avusturalya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler' de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.
Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD'de sürücü koltuğu
ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın bir çok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.
İngiltere'de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.
Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne  bakmayı ihmal etmeyin.

Matemde bayraklar niçin yarıya indirilir?
Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor, o devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı.
Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamın da uluslar arası bir gelenek  haline geldi.
Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir.

Kitapta bunlara benzer daha 137 soru ve cevap var, tabii ki benim bu yazımda bu soruların hepsine cevap verebilmem  imkansız.
Sorulardan ilginç olanların bazılarını sizlerle paylaşabilirim.
Trafik lambaları neden kırmızı, yeşil ve sarıdır? Askeri renkler niçin haki renktedir? 24 ayar altın ne demektir? Atletler niçin saat yönünün tersine koşarlar? Niçin gülüyoruz? Niçin hapşırıyoruz? Saçlarımız niçin beyazlaşıyor? Niçin uyuyoruz? Uyku nedir? gibi daha bir çok sorunun cevabını bu kitapta bulabilirsiniz.
Bundan sonraki başka bir yazımda tekrar görüşmek üzere, esen kalın.

İbrahim Birol,
30/03/2016, Antalya
Günün sözü: Eğer söyledikleriniz anlaşılmıyorsa, doğruyu söylemenizin bir anlamı kalmaz, Henri David Throeua



29 Mart 2016 Salı




ÇOCUKLARIN DÜNYASI


                                     
broca sokagi hikayeleri gokce gokceer pierre gripari egoistokur 1



Hafta sonu bir gazetenin cumartesi ekinin ajanda sayfasında Sayın Gülenay Börekçi'nin,
Ünlü Arjantinli edebiyatçı, Alberto Manguel ile yaptığı bir röportajında, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın rotasını takip ederek büyük yazarımızın "Beş Şehir" adlı kitabını, "Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir" adı altında yeniden yazdığını öğrendim. Bilindiği üzere bu beş şehrimiz Ankara, İstanbul, Erzurum, Konya ve Bursa. Kitap, Yapı Kredi Yayınları olarak temin edilebilir.

Bu yazıyı okurken yine aynı sayfada, " Bir Kitabın Büyüleyici Hikayesi" adı altında yayımlanan bir yazı dikkatimi çekti. yazının tamamını aynen naklediyorum.

" Bay Pierre Gripari, bir gün hiç bitmeyen sütlü kahvelerinden biriyle otururken çocuklar yanına geldi ve Bay Pierre onlara bir hikaye anlatmaya başladı. Ertesi günü çocuklar yine hikaye isteyince, bir tane daha anlattı. Sonrasındaki günlerde daha çok hikaye geldi. O anlattıkça çocuklar daha çok istedi
1.5 yılın sonunda artık anlatacak hikayesi kalmayan Bay Pierre onlara bir teklif sundu. Her perşembe öğleden sonra buluşacak, beraber yepyeni hikayeler yaratacaklardı. Böylece ortaya bu kitap çıktı"
Pierre Gripari' nin dünyada satış rekorları kıran kitabı "Broca Sokağı Hikayeleri"nde çocukların sorduğu sorular çok çılgın, bu sorularla oluşturdukları masallarsa nefis. Yaşlı bir cadı güzelleşmek uğruna neler yapar? Evlenmek isteyen bir dev sevgilisinin boyuna inebilir mi? İki ayakkabı birbirine tutulursa ne olur? Bir hayalet hayalet olduğunu nasıl anlar? Konuşan bir patatesi ne yaparsınız? Öyle bir şey nasıl bir şeydir?
Türkiye'deki yayıncısı Kipitap'ın sahibi Özgür Poyrazoğlu'nun önsözü de çok tatlı.
"Bir gün bir kadın, bir adama çocukken çok sevdiği hikayelerden bahsetti. Sadece çocukken mi?  Kocaman kadın olmuştu , hâlâ eğlenerek okuyordu. 'Al kızına oku, eminim oda çok sevecek' dedi. Adam önce heyecanlandı, sonra 'Fransızca ama bu kitaplar' diye mırıldandı. 'Doğru ya' dedi kadın ve konuyu kapattı.
Bir kaç ay sonrasında, yani Babalar Günün' de, bir kurye adama kişiye özel basılmış bir kitap getirmiş. 'Broca Sokağı Hikayeleri' nin ilk sayfasında küçük bir kalple birlikte,' Küçükken beni çok eğlendiren bu hikayeleri sende kızınla oku, kızınla gül diye... Babalar Günü'n kutlu olsun!' yazıyormuş.
İşte böyle değerli dostlar, en çok değer verdiğimiz çocuklarımıza daha güzel hikayeler ve masal kitapları almanız dileklerimle, Esenlikler temennisiyle.

İbrahim Birol
29/03/ 2016  Antalya

Günün Sözü:  Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmeğe devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.

Claude Pepper

27 Mart 2016 Pazar

 
 
 
 
PAZAR  SOHBETLERİ
 
 
Merhaba  Dostlar,

Bu Gün günlerden Pazar olması, beni ev içinde bazı ev işlerine yardımcı olabilmek adına (Pazar alış verişi vs.) oyalanmama ve bu yazımı geç yazmama sebebiyet verdi. Neyse Pazar günleri, insanların aile bireyleri ile  birlikte geç kalkıp geç kahvaltı ettikleri bir gündür, diğer günlerden ayrı bir güzelliği vardır, istediğin her şeyi yapmakta serbest olduğun, her şeyi doya doya yaşayabildiğin bir gün olarak bilinir, Tabii ki bu herkes için geçerli olmayabilir, vardiyalı çalışan insanlarımız ve hafta sonunu iş yerinde geçiren dostlarım olduğunu biliyorum, onlara en büyük temennim, izinli bir Pazar gününde bu güzel dakikaları aileleriyle veya sevdikleri ile  beraber yaşamaları.

Değerli dostlar, bu yazımda sizlere 15.09.2004 tarihinde yani bundan yaklaşık 12 yıl önce çok değerli mesai arkadaşlarımla paylaştığım, geçmişte yaşanmış bir hikayeden bahsedeceğim.



" Seçim Hakkı"
Jerry, çevresindekiler tarafından çok sevilen insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerinde, her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile " Bu adam bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor?" diye. Birisi ona nasıl olduğunu sorarsa" Bomba gibiyim" diye yanıt verirdi.
Hep " Bomba gibiyim"... Jerry doğal bir motivasyoncu idi.
Yanındaki insanlardan biri, o gün, kötü günündeyse, Jerry yanına koşar duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı. Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni. Bir gün Jerry' e gittim ""Anlamıyorum" dedim  "Nasıl  oluyor da, her zaman ve her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun? nasıl başarıyorsun bunu" Jerry "Her sabah kalktığımda kendi kendime, Jerry bu gün iki seçimin var, havan ya iyi olacak ya da kötü, derim. Her zaman havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda yine iki seçimim var. Şikayetini kabul etmek ya da, ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben olumlu yanlarını göstermeyi seçerim. "Yok ya" diye dalga geçtim." Bu kadar kolay yani" " Evet kolay" dedi Jerry.
Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda nasıl davranacağını seçersin, sen insanların tavrının iyi yada kötü olmasını seçersin, yani sen hayatını nasıl yaşayacağını seçersin.
Jerry' nin bu sözleri beni oldukça etkiledi, onu uzun yıllar görmedim. Ama hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine olumlu seçimler yaptığımda hep onu hatırladım.
Yıllar sonra Jerry' nin başına çok talihsiz bir olay geldi. Soygun için gelen hırsızlar, Jerry' i delik deşik etmişler.
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu olaydan 6 ay sonra gördüm " Nasılsın?" diye sorduğumda "Bomba gibi" dedi.
"Bomba gibi"
"Olay sırasında neler hissettin Jerry ?" dedim "Yerde yatarken iki seçimim vardı diye düşündüm, ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü, ben yaşamayı seçtim" " Korkmadın mı?  şuurunu kaybetmedin mi?"
" Ambulansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep iyileşeceksin, merak etme" dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana " Bu adam ölmüş" diyordu" bir şeyler yapmazsam biraz sonra ölü bir adam olacaktım" " Ne yaptın " diye merakla sordum " Kocaman bir hemşire   yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şey isteyip istemediğimi sordu " Evet" diye yanıt verdim " Var" doktorlar ve hemşireler merakla sordular. Derin bir nefes alarak kendimi topladım ve bağırdım " Benim kurşunlara alerjim var" doktorlar ve hemşireler gülmeğe başladılar.
Tekrar bağırmaya başladım " Ben yaşamayı seçtim, beni bir canlı gibi ameliyat edin, otopsi yapar gibi değil" Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının da büyük katkısı ile yaşadı.
Yaşaması bana bir ders oldu. Her gün hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu, bir kez daha hatırladım.

Bu yazıyı okudunuz, şimdi iki seçiminiz var:

1- Bu yazıyı unutup gitmek,
2- yazıyı dikkate alıp bir yerde saklamak, arkadaşlarınıza göndermek

Fransız, France Baltazar Schartz ın bu yazısını okuduktan sonra düşündüm, iki seçimim vardı:
1- Çöpe atmak
2- Birileri ile paylaşmak, ben seçimimi yaptım. Ya siz?

Her zaman " Bomba gibiyim" demeniz dileğimle,

26 Mart 2016 Cumartesi

Merhaba Dostlarım,

Bu Gün yazımızın konusu, tüm dostlarımı yakından ilgilendiren bir mevzu,
Haber Türk Gazetesinin bu Günkü Cumartesi ekinde Sema EREREN hanımefendinin bir yazısını sizlerle paylaşıyorum.

Neden 80' lerden daha zor zayıflıyoruz ?

Çöre otlarımı yemedik, sirkeli-limonlu sular mı içmedik, zeytin çekirdekleri mi yutmadık, bin bir türlü diyetle form tutmayı mı denemedik? Yine de olmuyor, ne yapsak 80'lerde olunduğu kadar fit olamıyoruz. Sadece bizim problemimiz  de değil fazla kilolar; dünyada da durum benzer. Öyle ya rakamlar konuşuyor. Amerika'nın "The Atlantic" dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre günümüzde kilo vermek, 35 yıl öncesine kıyasla katbekat zor. Bilim insanlarına göre,1980'li yıllara oranla yüzde 10 daha şişmanız. Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göreyse, 1980'den bu yana dünyada obez insan sayısı 2 katından fazla. Üstelik iş, kalori hesabı ve sporla da bitmiyor. Uzmanlara göre aynı oranda kalori alsak ve egzersiz yapsak bile yine de şişmanlık ciddi oranda artıyor.
Peki ya işimiz neden bu kadar zorlaştı?
şişman insan resmi ile ilgili görsel sonucu

7 sebep

Uzmanlar meselenin nasıl bu denli başa çıkılmaz hale geldiğini 7 maddede açıklıyor:
1- Maruz kaldığımız kimyasal maddeler
2-Yediğimiz doğal olmayan etler
3- Antibiyotik kullanımının bağırsak floramızı bozması
4- Kronik stres
5- Düzensiz uyku
6- Genetik sebepler
7-İş yerinde düzensiz beslenme, öğün atlama
şişman insan resmi ile ilgili görsel sonucuşişman insan resmi ile ilgili görsel sonucu

2 milyarımız kilolu

Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre, 2014'ten beri dünyada 1.9 milyardan fazla kişi kilolu, bu kişilerin 600 milyonuysa obez. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre, dünyanın en şişman insanları turizm cenneti olarak kabul edilen dokuz pasifik adasında yaşıyor. Bu adalar haricinde ilk 10'da yer alan tek ülkeyse Katar. Bu ülkelerde yaşayan insanların yüzde 35-50'si fazla kilolu.

Bu arada aynı sayfa da köşesi bulunan Gizem Sevinç Selvi hanımefendi kilo vermek için 5 strateji önerisinde bulunuyor,

Kilo vermenin birden fazla yolu var elbette diyor, öneriler günden güne değişiyor, yenileniyor. İçlerinden en önemli bulduklarımızı sizin için derledik. "Klişe" "Demode" demeyin kulak verin,

1- Bağırsaklarınıza dikkat edin (Sindirim sistemimize dikkat)
2-Kilo vermeye bir iş gibi yaklaşın (Hedeflerinize odaklanmak)
3-Diyetiniz size uygun olsun ( Doğru bir diyet listeniz olsun)
4- Nicelik değil nitelik ( sizi şişmanlatan şeyin kesinlikle çok yemeniz olmadığını, şeker ve      rafine tahıllardan uzak durulması önerisi)
5- Kaslanın ( Kaslarınız çoğaldıkça vücudunuza aldığınız besinler daha iyi kullanılıyor ve yağa dönüşüp depolanmıyor)'

Evet, bu şekilde değerli dostlar, umarım kilo sorunu olan dostlarımız bu yazımız sizlere az da olsa bir fayda sağlar,
Tüm Dostlarımız sağlıklı günler diliyorum, hoşça kalın, selam ve sevgiler.


Değerli dostlarım, bana ulaşabileceğiniz adresleri aşağıda  tekrar belirtiyorum,

FaceBook :                 İbrahim-bi@hotmail.com.tr

Yeni Blog adreslerim:  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
                           


 





GERÇEK  DOSTLAR,



Günaydın Değerli Dostlar,

İyi bir gün geçirmeniz dileklerimle. Bu gün ilk yazımı yayınlamanın heyecanını yaşıyorum, aklımda sizlerle paylaşmak istediğim o kadar çok konu var ki hangisinden başlamam gerektiğine karar veremedim.
İsterseniz, dünkü Face Book duyurusunda sonra, tarafıma gelen beğenilerinizin bana verdiği sonsuz  mutluluktan bahsederek başlayalım. Face Book tan göndermiş olduğunuz beğenileriniz için, herkese,  buradan sonsuz teşekkürlerimi yolluyorum.
Teşekkür etmem gereken bir başka kişi, bana bu Bloğu n hazırlanmasında çok emek veren ,İstanbul Üniversitesi, Radyo, TV ve Sinema bölümü son sınıf öğrencisi ve aynı zamanda Antalya da yayınlanmakta olan bir  Kadın  Moda Dergisinde (Moda Sayfası Yazarı) olan çok değerli kızım Füsun Birol' a  ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum.

milli takım ile ilgili görsel sonucuBu gün sizlerle, farklı bir pencereden, Futbol Dünyasından bahsedelim. Bildiğiniz gibi,  Haziran ayında başlayacak, Avrupa Futbol Şampiyonasına katılacak olan A Milli Futbol Takımımız dün akşam 18 yıllık bir aradan sonra Antalya da, 34  bin kişilik bir seyirci kitlesi karşısında, İsveç Milli takımıyla oynadığı hazırlık maçından 2- 1 Galip ayrıldı. A Milliler ikinci hazırlık maçında, Salı akşamı saat 21: 30 da Avusturya Milli takımıyla karşılaşacak. A Milli takımımıza başarılarının devamını dileyerek Avusturya ya, yolluyoruz. Hem Ulusça ve  hem de Antalya şehrimiz olarak çok gurur duyduk. Organizasyon da Emeği geçenlere şükranlarımızı arz ederim.
Bu tür organizasyonlar ulusumuzun birlik ve beraberliğinin sağlanmasında büyük bir etken, bunu sağlamak ta en büyük görev bizlere düşüyor.
Gençlerimizden en önemli ricam, hiç bir zaman karamsarlığa kapılmamaları. Doğru bildikleri yolda emin adımlarla yürümeleri, kendilerinden sonra gelecek olan yeni nesilleri, kendilerinin yolunda yetiştirmeleri. Unutmayın ki biz çok eski bir ulusuz, verdiğimiz istiklal mücadelelerinde, Bayrağını indirtmeyen, toprağından ödün vermeyen, gerekirse o topraklar için kendini feda eden, ezanını dindirtmeyen bir ulusun evlatlarıyız. Tüm şehitlerimize Allahtan rahmet, gazilerimize ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
 Hayırlı Cumalar , her zaman esen kalın,toplu insan fotoğrafları ile ilgili görsel sonucu
Saygılarımla,

İbrahim Birol
25/03/2016

Gerçek Dostlar