DAVET

başarı zenginlik ve sevgi ile ilgili görsel sonucu







 

Merhaba Değerli Dostlar,

Hayatımıza anlam katan üç şey vardır. Sevgi, Başarı ve Zenginlik, bu değerlerin en önemlisi sevgidir, insanlarda doğal olarak bulunur, diğerleri insan hayatına sonradan dahil olan şeylerdir. Sevgi insanın içindedir ve bence en büyük zenginliktir. Başarı ve Zenginlik olmadan da yaşaya biliriz, fakat sevgisiz insanların başarıları kısa ve anlamsızdır.
Gençliğimizde, düşüncelerimizi oluşturan bütün konular sevgi ile ilgilidir, sonraları ise bütün sevgilerimiz, düşüncelerimiz olur.
Sevgi ile ilgili konuyu ileriki günlerde tekrar sizlerle paylaşırız...
 
İyi bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimle. Esen kalın.
 

Başarı, Zenginlik ve Sevgi


başarı zenginlik ve sevgi ile ilgili görsel sonucuAlışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı; sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti: "Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız" dedi. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek bir şeyler hazırlayayım."
Uç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı: "Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz" dedi.
Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. "Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler" dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. "Bir bakı versene dışarı" dedi. "Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve."
Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. "Eşim geldi, şimdi evde" dedi ve onlara davetini yineledi; "Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?"
başarı zenginlik ve sevgi ile ilgili görsel sonucuKadının davetine yaşlılardan biri cevap verdi:                        
"Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz" dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı:
"Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, zenginliktir. Bu yanımda oturan arkadaşımın adı başarı, benim adım ise sevgidir." Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: "Şimdi evinize gidin ve eşinizle baş başa verip, bir karara varın" dedi. "İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin; sonra gelin, kararınızı bize bildirin."
Kadın, sevginin önerisini eşine anlattığında, adam sevinçten göklere fırladı. "Aman, ne güzel! Ne güzel!" dedi. "Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur."
Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?" dedi.
Kayın validesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi: "En doğru karar, sevgiyi davet etmek değil midir?" dedi. "Düşünsenize! Evimiz bir anda sevgiye kavuşacak."
Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok hoşlarına gitti. "Tamam, en doğru karar bu olacak" dediler. "Sevgiyi davet edelim..."
Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu:
"içinizde hanginiz sevgiydi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun..."
Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, zenginlikle başarıya sordu: "Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız sevgiyi davet etmiştim."
Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte cevap verdiler:
"Eğer içimizden yalnız zenginliği ya da başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize."
Ve kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, zenginlik ve başarı sözlerini şöyle sürdürdüler:
"Çünkü sevginin olduğu her yerde, biz, zenginlik ve başarı da, her zaman onun yanında bulunuruz."



HAZİNE  KİTABI

eski kitap resim ile ilgili görsel sonucu
 
 
















Merhaba Dostlar,

Bugün sizlere farklı bir hikayeden bahsedeceğim. Bilge ve Derviş hikayelerimize bir müddet devam edelim. Kişisel gelişimimize yardımcı olabilecek bazı hikayeleri sizlerle paylaşalım.

Hikayemiz  anne ve oğul arasında geçen bir diyalog sonucunda bir annenin oğluna verebileceği en güzel miras, nasihat ve tavsiyeyi ve oğulun başarıyı elde ederek hazineye ulaşmasını konu alıyor. Akıllarımızın bir kenarına yazmamız konusunda bizlere çok önemli ders veriyor. Umarım hoşunuza gider.

En iyi Dileklerimle. Esen kalın 

eski osmanlı  oğul resim ile ilgili görsel sonucu
Hazine Kitabı

Büyük Selçuklu Sultanlığı döneminde İran'ın ufak bir şehrinde tek oğlu olan dul bir kadın yaşıyormuş. Dünyadaki hayatının sonuna gelmiş olduğunu hissedince oğlunu çağırmış ve ona şöyle demiş: "Çok güçlük içinde yaşadık, çünkü fakiriz; ama sana büyük bir zenginlik emanet ediyorum. Onu bana güçlü bir büyücü hediye etmişti. İçinde muazzam bir defineye ulaşmak için bütün gereken işaretler mevcut. Benim bunu okuyacak ne takatim ne de zamanım var. Şimdi onu sana emanet ediyorum. Talimatları uygula, çok zengin olacaksın!" Annesini kaybetmenin verdiği derin üzüntü geçtikten sonra oğul, o eski ve değerli büyük kitabı okumak üzere almış. Kitabın baş kısmında şöyle yazıyormuş: "Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan okuyunuz. Eğer hemen netice kısmına aktarsanız, kitap bir sihirle kendiliğinden yok olacak ve hazineye erişemeyeceksiniz." Bundan sonra ise uzak bir ülkede birikmiş olan zenginliğin miktarından bahsediliyormuş ve ayrıca, bu hazinenin bir mağarada çok iyi korunmakta olduğu da yazılıyormuş.
 
eski kitap resim ile ilgili görsel sonucuİlk sayfalardaki Farsça metin bir yerde kesilmiş ve bundan sonrası Arapça devam ediyormuş. Kendini şimdiden zengin olarak görmekte olan genç, başkaları da bu sırrı öğrenip, üstelik de kendisine yanlış bilgi vererek hazineye sahip olmasınlar diye metni tercüme ettirmeye teşebbüs etmemiş. Onun yerine büyük bir ihtirasla Arapça öğrenmeye başlamış. Sonunda metni mükemmel şekilde okuyacak hale gelmiş. Fakat bir noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da başka lisanlar geliyormuş. Genç adam azimle ve sabırla bunların hepsini çalışmış. Bu arada yaşamak için gereken parayı da bu öğrenmiş olduğu lisanlardan temin etmeyi başarmış ve bir süre sonra da başkentin en iyi tercümanlarından biri olarak tanınmış. Böylece, bir zaman sonra hayatı toparlanmaya başlamış. Birçok lisanda yazılmış bir dolu sayfadan sonra kitapta bu hazinenin nasıl idare edilmesi gerektiğine dair talimatlar varmış. Buraya geldikten sonra genç adam istekli bir şekilde iktisat ve ticaret öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir kere ele geçirdikten sonra aldatılmalara maruz kalmamak için kıymetli metallerin ve mücevherlerin, menkul eşyaların ve gayrimenkullerin değerlerini belirlemeyi de öğrenmiş. Bu arada daha iyi bir hayat sürdürebilmek için de, öğrendiklerini uyguluyormuş. Hatta onun çok lisan bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti saraya hatta krala kadar ulaşmış.

HAZİNE RESİM ile ilgili görsel sonucuOna önceleri bazı ufak vazifeler tevdi eden kral, sonunda onu krallığın genel valisi olarak tayin . etmiş. Bir çok önsözden sonra kitap sonuna doğru gereken daha teknik konular giriyor ve büyük kapı nasıl inşa edilir, vinç nasıl kurulur, mağaraya erişmek için bocurgat nasıl kurulur, büyük taş kapılar açılırken, büyük taş kütleler nasıl çıkartılır, yol yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler nasıl doldurulur ve buna benzer konuları anlatıyormuş. Bu sırrını asla hiç kimseyle paylaşmayı düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım almayan o dul kadının oğlu, böylece bilgili ve sayılan bir kişi olmuş. Daha ssonra mühendislik ve şehir planlamacılığı çalışmış. Nihayet, kültürü çok takdir eden kral, onu vekili ve sarayın mimarı atamış ve derken sonunda vezirliğe yükseltmiş. Gerçekten tüm krallıkta onun kadar ilme yatkın, bizim Hazine Kitabı ı okuyacak kadar kabiliyetli bir kişi yokmuş. Artık son sayfaya gelmiş ve hatta bu son sayfayı okuyacağı aynı gün şahın kızı ile evlenecekmiş. En son yaprağı çevirip şu son cümleyi okumuş: "Bilmek en büyük hazinedir!"

Kaynak : Bilge Hikayeleri



 Günün Sözü :                              
İnsanlığın olduğu yerde arkadaşlıklarda vardır ve arkadaşını güzel insanlardan seçenler her zaman başarıya yakın insanlardır. Çünkü doğru arkadaş her zaman insanı başarıya doğru götürür ve insana ne zaman nasıl faydalı olacağını da öğretir.

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Temmuz 30, 2016,  Antalya











 




HİKAYESİ OLAN ŞARKILAR (5)

keman resim ile ilgili görsel sonucu




 Değerli Dostlar,

Bazı Şarkıların evveliyatı ve bir hikayeleri vardır insana hüzün verir. Bazı Müzik sözleri  hüzün verici ise ve  hikayede adı geçen bir kız çocuğu ve ölümcül bir hastalık söz konusu ise dinleyicilerinde bıraktığı etki ve izler  daha derin ve anlamlı olur. Buradaki hikayemiz de böyle bir şey.
Sözleri ve ilk yorumu Haluk Levent tarafından yapılan bir şarkı. Aşağıdaki videomuzda Hozan Beşir şarkıyı yorumlamış olsa da . Arzu eden okuyucularım şarkıyı bir kez de  Haluk Levent'ten dinleyebilirler. Link adresini aşağıda bilgilerinize sunuyorum.

Değerli dostlar, Hikayesi olan şarkılar yazı dizimizin bugün son bölümünü yayınlıyorum, bu yazı dizimizin beklenen beğeni ve görüntü sayıları çok düşük oldu neyse sağlık olsun. 
Tüm bestecilerimizin  hayatta olanlarına  sağlık ve uzun  ömürler, ebedi aleme intikal edenlere bol rahmetler diliyorum. Birbirinden değerli sanatçılarımızın yorumladığı eserlerini bir kez daha hatırladık.  
Yarınki ve gelecekteki yeni yazılarımızda buluşmak üzere herkese sevgiler ve saygılar.

En iyi dileklerimle. Esen kalın.

"Elfida", şarkısının hazin hikayesi!"ELFİDA", şarkısının hazin hikayesi!


ELFİDA daha önce Haluk Levent'ten defalarca dinlediğim bir şarkıydı.
Ancak hikayesini bilmiyordum, aklımda kalan sadece sanatçının kendisine has ses rengi ve orkestrasıyla süslenmiş bir müzik olmasından ibaretti!
Bu gün ise tesadüfen bir başka sanatçıdan ve ilk defa dinledim bu parçayı!
Ve anladım ki ben hayatım boyunca hiç bir şarkıyı dinlerken bu kadar hüzünlenmemişim!
Çünkü adının Hozan Beşir olduğunu öğrendiğim bir sanatçı bozuk türkçesi ile Haluk Levent'ten çok daha farklı yorumluyor bu duygu yüklü parçayı!
Şarkıyı defalarca dinlemem sonrasında hemen hikayesini araştırma gereği duydum, ancak ulaştığım bilgiler çok daha acıklıydı!

Bu bilgiler doğrultusunda sanatının yanı sıra kişiliğine duyduğum hayranlığın bin kat daha arttığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Elfida” : Bir gerçek dramın şarkısı, bir yaşanmışlığın… Şarkılar gerçek yaşamdaki olayları anlattığında ne kadar etkili oluyor değil mi? Üstelik ölümle-yaşam arasındaki o kısa çizgiyi tasvir ediyorsa bir başka… Sözleri insanın içine işliyor sanki. İşte bu tarife uyan bir şarkının hikayesini sizinle paylaşmak isterim: Haluk Levent-Elfida
Haluk Levent en çok dinlediğim sanatçılardan birisi. Son albümündeki “Elfida” şarkısını ilk dinlediğimde çok etkilenmiştim. Bu şarkı hakkında yazmayı uzun süredir düşünüyordum. Öncelikle Elfida kelimesinin anlamını öğrendim .
Elfida: “Feda etmeyi bilmek, gözden çıkarmak anlamında, bazen çekip gitmeyi bilmek, sevdiğini yitirme acısıyla ayakta kalabilmek......” Arapça bir kelime.
Elfida'nın Hikayesi Haluk Levent'in bu şarkıyı oluşturma hikayesi de çok özel. Kanser hastası 16 çocuğun bakımını üstlenmiş olan Levent, bu çocuklar arasında bulunan 9 yaşındaki Elfida’nın vefatıyla yıkılmıştı. İşte bu şarkıyı küçük Elfida için yazmış. Haluk Levent yazdığı şarkıyı Elfida’ya dinletmeyi çok istemiş. Ama vefatı nedeniyle bunu gerçekleştirememiş.
Elfida’yı ziyaret eden adaşının anısını aktarmak isterim:
“Esmerdi, narindi, yaşı ufacıktı, ismim ile ismi benzeşiyordu. cerrahpaşa hastanesi ağrı merkezinde arkadaşımın annesini ziyaret ettiğim sırada annesinin ona seslenmesini duyunca bana seslendi sanarak gayri ihtiyari dönüp baktığımda gördüm onu. Tam karşı yatakta yatıyordu, içim cız etti. Aldığım nefesten, alabileceğim nefeslerden utandım. Gözlerim doluverdi kendimi tuttum. Gülümsedim, "benim de adım seninki gibi" dedim. Gülümsedi, elindeki telefonu gösterdi :
_ "haluk abim aldı" dedi. "Bana şarkı yazdı , klibinde beni oynatacak" dedi. "Ama oynamak istemediğimi söyledim" dedi. "Biliyorum yapamam" dedi, burkularak...”
_"Yaparsın niye yapamayasın ki" dedim, cevap vermedi, sustu. Suskunluğu içimi dağladı. Söylenmemiş ama binlerce kelime içeren bir suskunluktu. "Gene gel" dedi. "Haluk abim hep geliyor" dedi.
_Eve dönerken hep aklımda idi. Sonrasında bir daha hiç gidemedim oraya. Teyzemiz de eve döndü. 1-2 ay sonra teyzemizi kaybettik. Sonra arkadaşımdan öğrendim ki "Elfida" da 2 ay öncesinden gitmiş yanına, orda buluşacaklar." İçime akıttığım yaşlarımı tutamadım bu sefer... Her dinlediğimde ağlatan, o kara gözleri hatırlatan...

En büyük teşekkürü hakedenin Haluk Levent olduğunu önemle belirtmekle birlikte, bu muhteşem ve etkileyici şarkıyı birde Beşir Hozan adlı sanatçıdan dinlemenizi tavsiye ederim.
Müthiş ve alışılmışın dışında etkileyici bir sese sahip çünkü!!

01 Kasım '10

Arif ÖĞÜTÇÜ   http://blog.milliyet.com.tr/ogutcuari

Haluk Levent


https://youtu.be/p8qu_DqHlBw



Hozan Beşir - Elfida - YouTube







Günün Sözü :
Bazen üzüntüler,  gözyaşIarının uzanamayacağı kadar derindedirler.
 
Temmuz 28, 2016,  Antalya
 
 
 
 
 
 
 
 
 


HİKAYESİ OLAN ŞARKILAR (4)


keman resmi ile ilgili görsel sonucumünir nurettin selçuk resim ile ilgili görsel sonucu










Münir Nurettin Selçuk

Hayatı

1900'de İstanbul'un Sarıyer semtinde doğdu. Doğum yılı için çeşitli kaynaklarda 1899, 1901 ve 1902 de gösterilmiştir.{fact} Mülga Daire-i Saadet Amiri, Divan-ı Hümayun muavini ve Darülfünun İlahiyat Şubesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanım'ın oğludur. Anne tarafından Germiyanoğluları beyliğini kuran aileye mensuptur.{fact} Münir Nurettin Selçuk, 1928 senesinde Enise Selçuk ile evlenmiş ve eşinin vefatına kadar (1966) evli kalmıştır. Bu evliliğinden kızı Meral Selçuk dünyaya gelmişti; Şehime Erton'la olan ilişkisinden ise Timur Selçuk ve Selim Selçuk dünyaya gelmiştir. Roksan Selçuk, Mercan Selçuk ve Hazal Selçuk'un ise dedesidir.

Sanat Eğitimi

münir nurettin selçuk resim ile ilgili görsel sonucu
On beş yaşında Dar-ül Feyz-i Musiki Cemiyeti'ne öğrenci olarak girdi; üç yıl sonra da, hanendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıktı. 1907'de Soğuk çeşme Askerî Rüştiyesini bitirip Kadıköy Sultanîsi'ne yazıldı. Aynı yıl Dar-ül Elhan'a da girdi, Zekai Zade Ahmed Efendi'den dört yıl ders aldı.
Ailesinin ısrarı ile ziraat öğrenimi için gittiği Macaristan’dan 1917 yılında geri döndü. Dar-ül Feyz-i Musiki Cemiyeti'ne devam etti ve Zekaizade Ahmet Irsoy ve Bestenigar Ziya Bey'den müzik dersleri aldı. Münir Nurettin, bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in “Bu bir teranedir” şiirine yaptığı bir besteyle başladı. İkinci olarak “Sensiz ey şûh gözlerim avâre kalbim ağlıyor” güfteli şarkısını besteledi ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle beste yapmadı.
1923 yılında askerliği sırasında Mızıka-ı Hümâyûn’da, sonradan da Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti’nde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslupla, 1928’de Sahibinin Sesi firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti ve aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim gördü. Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19. yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslubu "Bel Canto"dan etkilendi.
Türk müziği tarihinde tek başına konser verme geleneğini getiren sanatçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında, şimdiki Dormen Tiyatrosu’nda vererek büyük ilgi topladı ve hayranlık uyandırdı. Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan sanatçı o oldu. Batıdan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslubuna dahil etti.
 
Beste çalışmalarına asıl 1940-1941 yıllarından sonra başlayan Münir Nurettin, İstanbul’a döndükten sonra otuz yılı aşkın bir süreyle İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyeti’nde görev yaptı. Birçok genç kuşak sanatçısının yetişmesine katkıda bulunan Selçuk’un özel olarak ders verdiği kişiler arasında Türk müziği ses sanatçısı olan Alâeddin Yavaşça da vardır.
Yeşilçam'a da giren Selçuk, Muhsin Ertuğrul'un ilk ‘‘şarkıcı-oyuncu’’ denemesi olan Allah'ın Cenneti filminde boy göstermiştir.
Dünya müzik çevrelerinde de büyük ilgi görmüş olan sanatçı, 27 Nisan 1981'de hayata gözlerini yumdu.
Timur Selçuk'un babasıdır. Tiyatro sanatçısı Şehime Erton ile bir süre evli kalmıştır.

                                                                                                                                                       
https://youtu.be/6NVyC54tSiE                                                                                                    

                                                                                                                           

 https://youtu.be/B75KSjrTCqQ

 

 

 













Temmuz 27.2016, Antalya