ÜSTAT KİMDİR? HİKAYESİ
Üstat Kimdir?

















Değerli Dostlar,

Dünkü yazımda, Don Miguel  Ruiz olarak tanıttığım ünlü yazarın bir küçük hikayesini bu yazımda sizlerle  paylaşmak istedim.
Üstat - Üstad: Kelimesinin yazılımının , Türk Dil Kurumu uzun zamandır "Üstat" diyor Farsça kökenli  kelimenin; bizim dilimizdeki doğru kullanım şekli "Üstat" tır.
" Bilim ya da sanat alanında üstün bilgi ve yetenek gibi vasıflara sahip olan kimse anlamında kullanılmaktadır."
Aşağıdaki hikayeden bizler için çıkarılacak  ders, uzun zaman hafızalarımızdan silinmeyecek nitelikte olsa gerek.

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.

                                                                                   
Üstat Kimdir? Hikayesi
don miguel ruiz resim ile ilgili görsel sonucuBir zamanlar bir üstat varmış. İnsanlar konuşmasını dinlemek için toplanırmış. Söyledikleri harikulade imiş. Sevgi sözcükleri ona kulak veren herkesin, ta yüreğine işlermiş.

Kalabalığın arasından bir adam, üstadın ağzından çıkan her sözcüğü dinlemiş. Gönlü yüce olduğu kadar, alçak gönüllüymüş de. Üstadın sözleri bu adamı öylesine derinden etkilemiş ki, onu evine davet etmek istemiş.

Üstat konuşmasını bitirdiğinde adam, kalabalığın içinden geçerek karşısına çıkan üstadın gözlerinin içine bakarak; "Meşgul olduğunu, herkesin senin ilgini istediğini biliyorum" demiş,

"Biliyorum, sözlerimi dinleyecek pek zamanın yok. Ama yüreğim öylesine açık, sana duyduğum sevgi öyle büyük ki, seni evime çağırmak, senin için en güzel yemekleri hazırlamak istiyorum. Çağrımı kabul etmeni beklemiyorum ama, içimdekileri sana bildirmeden edemedim.

Adamın gözlerinin ta içine bakmış üstat. Yüzü gülüşlerin en güzeliyle aydınlanmış ve "Hazırlığını yap" demiş, "Evine geleceğim."

Bu sözcüklerin adamın yüreğinde yarattığı sevinç çok büyükmüş. Üstada hizmet etmek, sevgisini dile getirmek için zamanın geçmesini sabırsızlıkla beklemiş. Yaşamın en önemli günüymüş bu; Üstat evinde, onunla birlikte olacakmış ya.
don miguel ruiz resim ile ilgili görsel sonucu
Yiyeceklerin, şarapların en iyisini almış. Üstada armağan edeceği giysilerin en güzelini seçmiş. Sonra da, hazırlıklarını tamamlayıp, üstadı ağırlamak için evine koşmuş. Bütün evi temizlemiş, yemeklerin en lezizlerini pişirmiş, güzel mi güzel bir sofra kurmuş. Üstat çok geçmeden orada olacağı için yüreği sevinç doluymuş.

Kapısı çalındığında kaygı içinde beklemekteymiş adam. Yerinden fırlayıp kapıyı açmış. Açmış ama, üstat yerine yaşlı bir kadın durmaktaymış karşısında. Kadın gözlerinin içine bakarak; "Açlıktan ölüyorum" demiş, "Bana bir parça ekmek verebilir misin?"


Gelen üstat olmadığı için hafifçe düş kırıklığına uğramış adam. Kadına bakıp, "Buyur, gir içeri" demiş. Kadını, üstat için hazırladığı yere oturtup, üstat için pişirdiği yemekleri sunmuş. Adamın cömertliği yaşlı kadına dokunmuş. Teşekkür etmiş, çıkıp gitmiş.

Adam sofrayı üstat için dara dar yeniden düzenlemiş ki, yine kapısına vurulmuş. Bu kez de, çölü geçen başka bir yabancı imiş karşısındaki. Yabancı, adamın yüzüne bakıp; "Çok susadım" demiş, "Bana içecek bir şeyler verebilir misin?"

Gelen üstat olmadığı için adam bu işe yine bozulmuş biraz. Yabancıyı evine buyur edip, üstat için hazırladığı yere oturtmuş. Üstada ikram etmeye niyetlendiği şarabı sunmuş. Yabancı gittiğinde ortalığı üstat için bir kez daha düzenlemiş.

Kapı yeniden çalınmış. Açtığında küçük bir çocuk görmüş adam. Çocuk yüzüne bakıp; "Üşüyorum" demiş,
"Sarınabileceğim bir battaniye verebilir misin bana?"

Gelen üstat olmadığı için adam biraz bozulmuş. Ama çocuğun gözlerine bakmış ve sevmiş onu. Üstat için aldığı giysileri çabucak toparladığı gibi çocuğu bunlarla sarıp sarmalamış. Çocuk teşekkür edip, yoluna devam etmiş.
Dört Anlaşma
Adam, üstat için her şeyi bir kez daha hazır etmiş, geç saatlere dek
beklemeye koyulmuş. Üstadın gelmeyeceğini anladığında, yüreğinde düş kırıklığı duymuş ama üstadı hemen bağışlayıvermiş.

Kendi kendine,                                                                         

"Üstadın benim yoksul haneme gelmesini beklememem gerektiğini biliyordum" demiş.

"Gerçi geleceğini söylemişti ama başka bir yerde çok daha önemli bir şey onu alıkoymuş olmalı. Üstat gelmedi ama en azından geleceğini söyledi. Yüreğimin mutlulukla dolması için bu da yeter."

Yavaş yavaş yemekleri ve şarabı kaldırmış, yatmaya gitmiş.

O gece düşünde, üstadın evine geldiğini görmüş. Onu gördüğü için mutlu olmuş adam. Gördüğünün düş olduğunu bilmiyormuş. "Geldin üstadım! Sözünü tuttun."

"Evet" diye karşılık vermiş üstat.
"Ama ben buraya daha önce de geldim. Açtım, doyurdun. Susuzdum, şarap verdin bana. Üşüyordum, bedenimi giysilerle örttün.
Başkaları için ne yaparsan benim için yaparsın."

Adam uyanmış. Mutluluk doluymuş yüreği. Çünkü üstadın kendisine ders
verdiğini anlamış. Üstat onu öyle çok seviyormuş ki, derslerin en büyüğünü vermek için üç insan göndermiş.

Üstat herkesin içinde yaşar.

Açlık çeken birisine yiyecek, susayana su verdiğinde, üşüyeni sarıp sarmaladığında, sevgini sunduğun üstattır.

https://youtu.be/-XBo6ymtC2I



Günün Sözü :Biz gerçek içinde doğar, ama yalanlara inanarak büyürüz... İnsanlığın hikayesindeki en büyük yalanlardan biri, bizim kusurlu olduğumuz yalanıdır. / Don Miguel Ruiz


İbrahim  Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Eylül 29, 2016, Antalya









HEPİMİZ SEÇİLMİŞ İNSANLARIZ




ruh ölümsüz resim ile ilgili görsel sonucu


Değerli Dostlarım,

Bugünkü yazımda sizlere, Meksikalı bir başka yazar Don Miguel Ruiz den bahsetmek
 önemli kitaplarını tanıtmak ve değerli gazeteci Ayşe Armanın yazar ile yaptığı röportajın ikinci bölümünden bir alıntıyı, sizlerle  paylaşmak istiyorum.

Aşağıda Don Miguel Ruiz' in kendi ağzından düşüncelerini dile getiren bir başka örnek verilmiş, Bizlere Bilgeliğin ne anlama geldiğini herkesin kendi Bilgesinin kendisinin olduğunu hatırlatan çok küçük ve güzel  bir örnek  sunmaktadır.

" Çok küçük bir çocukken, hiçbir sembole anlam veremediğiniz, enformasyonun kafanızı işgal etmediği zamanları hatırlamaya çalışın. Varlığını yeniden bulunca tıpkı bir çiçeğe, rüzgara; tıpkı okyanusa, güneşe, ışığa benzersiniz. Siz tıpkı size benzersiniz. Doğrulayan, inanacak hiçbir şey yoktur. Burada sadece olmak için bulunuyorsunuz. Hayattan zevk almaktan, mutlu olmaktan başka amacınız yok. Tek olmanız gereken, gerçek siz olmak. Sahici olun. Varlık olun. Mutluluk olun. Sevgi olun. Coşku olun. Kendiniz olun; esas mesele bu. Bilgelik bu. / Don Miguel Ruiz"

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.



İlgili resim

Don Miguel Ruiz Hayatı:

Aşağıda Don Miguel Ruiz hayatının özeti yani kısaca hayatı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Don Miguel Ruiz biyografisi, özgeçmişi şöyle başlamaktadır.

Don Miguel Ruiz iyi olarak bilinen (1952 doğumlu) Don Miguel Ángel Ruiz, Tol tek spiritualist ve neoshamanistic metinlerin bir Meksikalı yazar. Onun öğretileri mutluluğu elde etmek Antik Tol tek öğretileri üzerinde duruluyor Yeni Çağ felsefeleri Ьenzer. Ruiz Onun öğretim anlamlı Carlos Castaneda çalışmalarından etkilendiğini 2014 yılında Watkins 100 En Ruhsal Etkili Yaşayan İnsanlardan biri olarak listelenir.

Don Miguel Ruiz kırsal Meksika, 13 çocuğundan en küçüğü olarak doğdu.

Kaynak: http://www.sozkimin.com/a/1586-don-miguel-ruiz-kimdir-sozleri-ve-hayati.html#ixzz4LZEPRtuB

Ruh ölümsüz
09 Ekim 2014
KİTAPLARI 38 dile çevrilmiş spiritüel bilimci Don Miguel Ruiz'le dün başlayan sohbetimiz bugün de devam ediyor. Dün de yazdığım gibi Ruiz'e göre daha iyi yaşamak için 4 anlaşma var:
1- Ağzından çıkan lafa dikkat, söz büyüdür. 
2- Her duyduğun lafı üzerine alma, kişiselleştirme. Söyleyenin derdi kendisiyle, seninle değil. 
3- Varsayımda bulunma. Kendine de başkalarına da olduğundan farklı anlamlar yükleme. Varsayımlarda bulunma, neysen o ol. Ve kendini sev, kendinden memnun ol. 
4- Her ne yapıyorsan o işin en iyisini yapmaya çalış.

Beşinci Anlaşma (2009)Hikâyeniz nerede, nasıl başlıyor?
- Meksika'da dünyaya geldim. Ailem varlıklı değildi. Ama biz sevgi dolu çocuklardık. Ve hep şöyle bir özgüvenimiz vardı: Hayatta başarılamayacak hiçbir şey yoktur, yeter ki azmin ve disiplinin olsun. Ta o zamandan beri hayallerimi gerçekleştirebileceğime olan inancım tamdır. Çoğu hayalimi de gerçekleştirdim zaten.
Kaç kardeştiniz?
- 13 kardeşin en küçüğüydüm. Yoksulduk ama kardeşlerim doktor, mühendis oldular, kariyer yaptılar. Onların sayesinde ben daha iyi şartlarda büyüdüm. Doktor oldum, uzun yıllar cerrahlık yaptım. Ama bir an geldi, insanların sadece bedenini iyileştirme fikri bana yeterli gelmemeye başladı. "Akıllarını iyileştirme" düşüncesi daha çok ilgimi çekti. Ailemden öğrendiğim "Toltec bilgeliğini" herkesin anlayacağı bir şekilde kitaplaştırdım. Hiç eğitim almamış biri de, çok iyi eğitim almış biri de alıp okuyabilsin ve faydalanabilsin istedim. Bill Clinton da kitaplarımı okudu, Oprah Winfrey de. Zaten onun programına çıktıktan sonra kitaplar aldı başını gitti. Milyonlarca insan okudu. Yazdığım bütün kitaplar uluslararası best seller oldu, en çok okunanlar listesine girdi.
Dört Anlasma (2011)

 
HEPİMİZ SEÇİLMİŞ İNSANLARIZ
Siz "seçilmiş kişi" misiniz?
- "Seçilmiş" olan sadece ben değilim! Siz de öylesiniz, herkes öyle. Herkes "seçilmiş". Hiç kimse bir diğerinden daha iyi ya da kötü değil. Sadece bazılarımız bazı şeylerin farkında, bazıları değil. Bizler yalnızca öğrendiğimiz ve bildiğimizi zannettiğimiz şeylere inanıyoruz. Bizim amacımız, insanlara dört anlaşmayı öğretmek ve bu anlaşmalar sayesinde onların daha güzel bir hayat sürmelerini sağlamaya çalışmak.
"Toltec bilgileri" neden uzun zaman gizli kaldıktan sonra açığa çıktı?
- Çünkü öyle olması gerekiyordu. Şöyle düşünün, uyuyorsunuz, uyandığınızda 1000 yıl öncesine dönmüş durumdasınız. Bilgilerinizin 1000 yıl öncenin insanlarıyla paylaşabilmeniz, onların da sizi anlayabilmesi mümkün mü? Değil. Ama bir an gelir, "Hey, siz ne yapıyorsunuz?" der ve bildiğiniz her şeyi başkalarıyla paylaşmak istersiniz...
Yani, "Toltec"ler gelecek zamanların bilgilerine sahip insanlardı" mı demek istiyorsunuz?
- Evet. Binlerce yıl bu öğretiler gizli kaldı, zamanı gelince açıklanmaya başlandı. Bir gün bu anlaşmaları herkesin anlayacağı, uygulayacağı günler gelecek ama ne yazık ki bu çok yakın bir zamanda olamayacak.
Sizin bir de ölümle karşılaşma deneyiminiz var...
- 23 yaşındaydım. Araba kazası yaptım. Ben kullanıyordum, arabada da iki arkadaşım vardı. Gecenin ilerleyen saatleriydi, içkiliydik ve ben direksiyonda uyuyakaldım. Bir duvara çarptık. Kendimi hatırladığımda ruhum bedenimden ayrılmıştı. Bedenim arabada duruyordu, bense bedenime yukarıdan bakıyordum. Sonra arkadaşlarımı arabadan çıkarttım, ama şoför mahallinde oturan, kafasını direksiyona çarpmış halimi de yukarıdan görüyordum. Ölmedim ama ölüme çok yaklaşmıştım...
Ölmemenizin sizce bir sebebi var mı? 
- Demek ki zamanı gelmemişti.
Bu deneyim size ne öğretti?
- Sadece bir "beden" den ibaret olmadığımızı. Sadece "akıl"dan da ibaret olmadığımızı. Ruhumun devam ettiğini ve ölümsüz olduğunu. Bizler, hayatın ta kendisiyiz!
* * *
Bu öğreti sayesinde, cennetin aynasındaki gibi, gerçekten kim olduğunuzu görebilirsiniz. Ve kendinizin, hayatınızın aşkı olduğunuzu kavrayabilirsiniz.

Ayşe Arman
Hürriyet

Bu yazı alıntıdır.
http://sosyal.hurriyet.com.tr adresinden alınmıştır.

HİZMETTE USTALIK...

HİZMETTE USTALIK RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu

















Merhaba çok değerli dostlarım,

Sizlerle en son  bundan 22 gün evvel " İki Çin Hikayesi" adlı yazımız ile birlikte olmuştuk. Yazılarımı sizlerle tekrar paylaşabilmek beni son derece mutlu etti. İnternetimdeki bir arıza nedeniyle
yazılarımı paylaşamamanın üzüntüsü içindeydim. İnşallah bundan sonra bu tür bir arıza yaşamayız.

HİZMETTE USTALIK RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucuBugünkü  " Hizmette Ustalık" adlı yazımla devam etmek istememin nedeni, Yukarıdaki serzenişlerimden dolayı olabilir mi?
Eğer bir insan yaptığı işinde usta veya uzman değilse, yaptığı işten bir hayır gelmez. Ya işi yanlış yapar, ya da yapıyormuş gibi davransa da o iş eninde sonunda sırıtır, olmaz... Bu, tüm işler için geçerlidir.
 Belki de  bir iş yeri açabilmek konusunda talep edilen belgelerden biriside, ustalık sertifikası veya  belgesi bu yüzdendir. Benim İnternet sorunumun bu nedenle uzadığına  inanıyorum ve sizlerle bu yazımı paylaşıyorum.


Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.

Hizmette ustalık…    
20 Nisan 2014
 
Kimi işler ustalık gerektirir. Başka deyişle her işin bir ustası var.

Ustayı eserinden tanırsın. Bir ustanın elinden çıkan yemeğin tadına doyum olmaz, ustanın elinden çıkan sanat eserinin seyrine gönül dayanmaz. Hasta kişi hastalığının tedavisinde usta bir doktor
 arar iyileşme şansının artması için, bilimin büyük ustaları çığır açan buluşlar yaparlar, evreni kavramamızı kolaylaştırırlar, mimarlar, mühendisler ustalaştıkça yaşam kalitemizi yükseltir işleri; insanın, insanlığın yücelmesine vesiledir ustalar. Eğitim sistemi piramidinin en üzerinde mertebe mertebe ustalar yer alır, bir kamyon dolusu gülden elde edilen bir şişe gül yağı gibi, insanlığın en rafine ürünü gerçek ustalar, ustalıklarıyla tüm insanlığa hizmettedirler.. Usta olmayanlar için ise bir ustaya hizmet işlerin en güzeli, o zaman sen de pay sahibi olursun! Hizmeti en büyük olana 'Usta' denir bizim oralarda, geri kalanımız onun hizmetini yapabilmesi için yaşamını kolaylaştırmaya çalışırız, herkes kendi çapına göre, yemeğini pişirenimiz, çamaşırını yıkayanımız, çayını getirenimiz, aslında bir bütünüzdür, ondan gayrı değil… Unsurlardan biri aksasa, ustanın işi aksar, bütünü etkiler, sindirimde bir sorun olsa mesela, bundan baş da etkilenir, bir diş ağrısından nasıl iş yapamaz hale geldiğinizi düşünün!
HİZMETTE USTALIK RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Şüphesiz ki insan olmak zor, hele 'kamil insan' olmak.. Bu işin de ustası vardır. İnsan yetiştirmek evrendeki en meşakkatli işlerden olsa gerek. Bunca basit işin dahi ustaları oluyor da insan yetiştirmenin ustası olmaz mı; Var! Belki bu zatların büyüklerine ender rastlanır ancak emekleri, bilsek de bilmesek de hepimize bir şekilde pozitif etki etmekte. Kamil insanın yüksek maneviyatı evrenin kılcal damarlarında dolaşan can suyu gibidir, soluduğumuz havada, bereketli toprakta himmeti vardır. Yaradan sevdiği kullarının hatırı için evreni ayakta tutar, çünkü bu zatların gönüllerinden tüm yaradılışı kucaklayan sevgi ve merhamet yayılmaktadır. Ve biz de onun içindeyizdir. Allah'ın ustalarının yüce hizmetleri, O'nun bilinmesine, sevilmesine vesile olmaktır, bizi aşk kutbunun etrafında döndüren manyetik alanın zahirinde(görünen yüzünde) onlar, batınında(içe dönük gizli yüzünde) Hak vardır. Ne mutlu ki Rabbimiz bizi yaradılışın sonuna kadar bu ustalardan mahrum bırakmayacak, çünkü o zalim bir kral değildir. Zalimlik varsa o bizde, çünkü biz ustaya hizmettense, faydalı olup söz dinlemektense kendimizi usta olarak kabul ettirme sevdamızdan ötürü bütünün işleyişine çomak sokarız, tâbi olmaktansa, müstakil kalmak ya da adımızdan bahsettirmek uğruna gerekirse bedendeki uyumsuz kanserli hücre olabilmek, nefsimizin 'benlik' hastalığı.. Bir çeşit intihar eğilimliyiz sanırım! Bu da bizim sınavımız, insan olmanın yaradılışa hizmetten geçtiğini idrak edemiyor, birliğe, evrenin eşsiz düzenine, ahengine ve hiyerarşisine meydan okuyoruz. Veren elin alan elden üstün olduğunu anlayamıyoruz. Yaradılışımızın gayesi olan aydınlanmayı sihirli bir değnekle mi gerçekleşecek sanıyoruz? Kısa yoldan usta olmak, daha çırak olmadan, kalfa olmadan, bir ustanın eğitiminden geçmeden kolay mı?
HİZMETTE USTALIK RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
İnsan yetiştiren gönül ustalarına gelenlerin çoğu bir şeyler almak peşindedir, kendilerine göre türlü talepleri olur. Şimdiye kadar huzura kafadan, "Sizin için ne yapabilirim, bir ihtiyacınız var mı, ne yer ne içersiniz?" diye gelenini pek duymadım, doğaldır. Usta da yetişebildiği kadarıyla taliplerin sorularını cevaplamaya, yardımcı olmaya çalışır, Allah'ın verdiği kadar, bildirdiği kadar.. Bu şekilde o da hizmet ettiği kendi ustasının yoluna katkıda bulunmaya, eğitimimin zekatını, ustalığın hakkını vermeye gayret eder. Yükseltmek için verir, verdikçe yükselir. Usta vermenin görevi olduğunun bilincindedir, vermenin yükselttiğini bilir ve talebesi için de bunu arzular, incelikle nasihat eder ve fakat farkındadır; hizmete yönelmedikçe talip, aldığı en hikmetli nasihat dahi nefsini besler ancak, bilgeleştirmez onu, olsa olsa bilgiçleştirir. Nasihati bir yana kendisi bizzat haliyle örnek olarak esas kıymetli dersi vermektedir usta, umulur ki talibin gönlü yumuşar, açılır, ustanın halini hal edinir.

HİZMETTE USTALIK RESİMLERİ ile ilgili görsel sonucu
Nefis hizmet etmeyi sevmez, hizmet görmeyi sever. Öyleyse maneviyatta ilerlemenin birinci adımı bu döngüyü tersine çevirmeye çalışmak olmalı. Sevecek birini bulmalı.. Bunu kavramış, arayışa başlamış insanlar da az değil. Ancak rast geldiğim taliplerin çoğu bir 'Şems' arar, sanki kendisi 'Mevlana' olmuş da, ya da Mevlana'sını arar Şems'mişçesine. Ama yoktur, ne hikmetse? İşte nefse cihat eden orduya katılmamak, patinaja devam etmek için bahane.. Daha er olacak, onbaşı, çavuş yetmiyor, generalle görüşmek istiyor, ustabaşıyla! Görüşebilirse o da şunun için; sorgulayacak, sınayacak, kafasında çizdiğini bulabilir, kendi görüşlerini onaylatabilirse olacak o iş. Hakkıdır! Layık görürse, ustanın kendisine hizmet etmesine müsaade edecek, lütfen… Hamdolsun! Devir böyle, herkes çok biliyor ve çok kıymetli, insanlık çok ilerledi malumunuz, ustalaştık insanlıkta. Artık usta çok da hizmetkar yok! Herkes kendine.. Bence bu çağa isim konulmadıysa henüz 'ustalar çağı' diyelim, 'marifeti kendinden menkul ustalar çağı'… Sonra da 'kanser neden bu kadar arttı?', e na'apalım her hücre kendi kafasına göre takılıyor, hür, özgür, 'usta' ama mutsuz, hasta… Vah, vah!

Ustanı ancak kendi içindeki ustayı bulmaya hazır olduğunda bulacaksın ve ona hizmetin kendine hizmetin olacak, kendine hizmetinse insanlığa hizmetin! Gerçek bir gönül ustasının en alt kademedeki hizmetkarını dahi bulabilirsen bir gün, samimiysen talip ol, aczi yetinle çal kapısını, kibirini askıya as ve tevazuuyla gir huzuruna, sonra otur bir kenara, sana söz verilinceye kadar da konuşma, ne istiyorsun deseler, 'hizmet etmek' de, baksınlar hizmet etmeye layık mısın? Gayretle, sabırla, adım adım çıkacaksın merdivenleri… İnşallah!

Musa Dede
Hürriyet
 
Bu yazı alıntıdır.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr adresinden alınmıştır.


İKİİN HİKAYESİ


eski çinli halk resim ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Değerli Dostlarım,

Sizlerle görüşmeyeli beşinci gün ve hala benim İnternet arızam giderilmiş değil, Bayram günleri teknik servis çalışmadığı için arıza giderilemedi. Umarım yazışma yapamadığımız zaman döneminde iyi ve hoşça vakit geçirmişsinizdir. Geçmiş Kurban Bayramınızı tekrar kutluyorum.
Okullar önümüzdeki Pazartesi günü açılıyor, yeni ders döneminde tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, eğitimcilerimize ve okul yönetmenlerine başarılar diliyorum.
Bu arada sizlere yazamadığım günlerde  Blokla ilgili sizlerin beğeni ve görüntüleme istatistikleri yine de bir hayli fazla oldu şu anda  5002 izlenme sayısına ulaşmış bulunuyoruz. Siz değerli Dostlarıma gösterdikleri ilgilerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.
Bir başka teşekkür etmek istediğim bir takipçim olan  dostum Gencay Güdül 'e beni takibine aldığı için ayrıca selam ve sevgilerimi yolluyorum.
Bu Blog yazımı karşı ki binada oturan bir komşumun İnternet ini kullanarak sizlerle paylaşıyorum.
Bu yazımda yine Paulo Coelho un hikayeleri ile devam ediyorum.

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.




11 Ocak 2015
‘simyacı, Paulo COELHO yazıyor...

Bilge Kral Weng, sarayının hapishanesini ziyaret etmek istedi. Oradaki mahkumların şikâyetlerini dinledi. “Ben masumum” dedi cinayetten hapis yatan bir mahkûm: “Ben sadece karımı korkutmak istemiştim ama kazara onu öldürdüm, bu yüzden buradayım.” “Ben rüşvet almakla suçlanmıştım” dedi bir diğeri; “Oysa tek yaptığım bana sunulan bir hediyeyi kabul etmekti.” Bütün mahkûmlar masum olduğunu söyleyerek King Weng’den yardım dileniyordu. Taa ki, 20’lerinin başında genç bir adam şöyle diyene kadar: “Ben suçluyum. Kavga sırasında erkek kardeşimi yaraladım ve bu cezayı hak ettim. Burada olmak verdiğim zarar üzerine uzun uzun düşünmemi sağladı. “

“Bu mahkûmu hemen serbest bırakın!” diye bağırdı Kral Weng; “Burada bu kadar masum varken bu adamı içerde tutarsak sonunda diğerlerini de kötü yola sürükleyecek. “

Zi-Zhang bütün Çin’de Konfüçyus’u aradı. Ülke büyük bir sosyal kargaşadan geçiyordu ve ciddi şekilde kan dökülebileceğinden korkuyordu. Üstadı bir incir ağacının yanında meditasyon yaparken buldu. “Üstadım, hükümette sizin varlığınıza acilen ihtiyacımız var” dedi Zi-Zhang; “Kaosun eşiğindeyiz.”

Konfüçyus meditasyonuna devam etti. “Üstadım, siz bize kendimizi olan bitenden soyutlamamamız gerektiğini öğrettiniz” diye sözlerini sürdürdü Zi-Zhang: “Bize tüm dünyadan sorumlu olduğumuzu söylemiştiniz.”

eski çinli halk resim ile ilgili görsel sonucu

“Ülke için dua ediyorum” diye cevap verdi Konfüçyus. “Ardından, hemen şu köşedeki bir adama yardım edeceğim. Bunu ulaşabildiğimiz yerlerdeki insanlar için yaparsak bütün herkese yarar sağlamış oluruz. Dünyayı kurtarmak için sadece düşünceler üretmeye çalışmakla kendimize bile yardım edemeyiz. Politika yapmanın bin bir yolu vardır, bunun için hükümetin bir parçası olmaya gerek yoktur.”

GERÇEK

“Yaşlı maymunlar ellerini sukabağı şişesine batırmazlar” deyişinin kökeni şu hikâyeye dayanır: Hindistan’da avcılar, hindistancevizinin kabuğunda bir delik açar ve içine bir muz yerleştirip hindistancevizini gömerler. Sonra maymunlar bunu bulur, kazıp çıkarır ve delikten ellerini sokarak muzu tutarlar. Ancak muzu tutan elleri yumruk halini aldığından deliğe sığmaz ve geri çıkaramazlar. Meyveyi bırakıp ellerini kurtaracaklarına, maymunlar imkânsızı gerçekleştirmek, yani muzu oradan çıkarmak için uğraşmayı sürdürür, taa ki yakalanana kadar. Aynı şey bizim için de geçerlidir. Belli bir şeye sahip olma arzusu – bazen bu çok küçük ve gereksiz bir şey de olabilir – sonunda bizi o şeyin tutsağı haline getirir.

DEĞERLENDİRME

“Yahudi Üstatların Bilgeliği” adlı kitaptan: Haham Yannai şöyle derdi: Bizim için kötülerin zenginliğini ya da iyilerin çektiği acıları açıklayabilmenin bir yolu yoktur. Ancak, bizden istenen tek şey bizim kendimizin adaletli olmasıdır.

Gerçek bizim olmasını istediğimizden çok daha karmaşıktır. Her şeyin bir anlamı olduğu konusunda ısrar edersek, sonunda çaresizliğe düşeriz.

Gerçek, renkli kâğıtlarla sarılıp, ahlakçılığın altın kurdelesiyle süslenemez. Gerçek, bizim gözümüzdeki iyi ve kötü, doğru ve yanlış algısından daha büyüktür.

Gerçek neyse odur, bizim olmasını hayal ettiğimiz şey değil. Nerede adalet için savaşabilme gücümüz olursa savaşacağız.

Bizim algımızın ötesinde bir gerçekle karşılaşırsak, o zaman bile, elimizden gelenin en iyisini yapalım.

Paulo COELHO
HaberTürk

Bu yazı http://www.haberturk.com adresinden alınmıştır.

KURBAN  BAYRAMI...


kurbanlık koç resmi ile ilgili görsel sonucu

Merhaba Değerli Dostlarım,

Bir günlük aradan sonra tekrar beraberiz, İnternet bağlantımdaki bir sorun yüzünden dünkü yazımın sizlere ulaşması gecikti. İnternet sorunum daha hala devam ediyor, sanırım gelecek Cuma gününe kadar, Blog yazılarımda bir takım aksamalar olabilir, bunun için sizlerden özür diliyorum.
Bu arada " Hayra, Huzura ve Barışa, Birlik Ve Beraberliğimize Vesile Olması Temennisi ile, Başta Dostlarım olmak üzere tüm İslam aleminin Kurban Bayramlarını Kutlarım"

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.
kurbanlık koç resmi ile ilgili görsel sonucu
 Kurban Bayramı sözlük anlamı:
Kurban Bayramı, Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayramdır. İslam dinindeki Ramazan Bayramı ile beraber en önemli iki bayramdan biridir. Bu bayram adını Müslümanların Allah rızası için büyükbaş veya küçük baş hayvan kurban etmesinden alır. Tüm dünya Müslümanları tarafından kutlanan Kurban Bayramı' nda İbrahim Peygamber'in oğlu İsmail Peygamber'i kurban etmek istemesi anılır. Aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke'de hac farizasını ifa ettikleri vakittir. Bayramda da Bayram Namazı kılınır ve bayram hutbesi okunur Arabi takvime göre Zilhicce ayının onunda başlayıp dört gün süren ve kurban kesilen dini bayramadır.


https://www.izlesene.com/video/kurban-bayrami.../498...
2 Kas 2011


Günün Sözü : Kaybedecek Bir Şeyimiz Yok Belki, Ama Daha Kazanacak Çok Şeyimiz Var..!

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
Eylül 13, 2016, Antalya






VARLIĞINA İNANMAK...


tanrı krişna ile ilgili görsel sonucu


Çok Değerli Dostlarım,

Bu yazımızı yine Paulo Coelho ile devam ettirelim, üstadın bir birinden güzel hikayelerini sizlerle paylaşmak benim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Hikayelerin sonunda okuyucuya bir mesaj verebilmek,  akıllarında bir şeyler bıraka bilmek, bir yol ağzına gelindiğinde okuyucunun doğru olan  kararını verebilmesine yardımcı olabilmek, bunlar çok güzel duygular.
Biz büyükler olarak  bu duyguları genç nesillere doğru bir şekilde aktarabilirsek. Onların kendi iç dünyalarını kendi kendilerine kurabilmelerine yardımcı olabilirsek. gelecek nesillere bıraka bileceğimiz en değerli armağan olacaktır.
Bizler geçmiş nesiller olarak bir kısmımız bu duygulardan yoksun olarak büyüdük. Belki bazı Kış Masallarımızdan bir kaçını bugüne kadar hala daha aklımızda tutabilmişizdir, fakat günümüz imkanları ile geçmişteki imkanlar arasında dağlar kadar fark olduğu yadsınamaz. Zamanımız teknoloji çağı, Yeni Teknoloji tekniklerinden en iyi şekilde yaralanmamız gerekir.
Yine bir yazı furyasına girdim, kendimi engelleyemedim... özür dilerim.

 Yazımız sonunda çok değerli Şair. Edebiyatçı ve Düşünürlerimizin bir birinden güzel sözlerini bulacaksınız. Bazı okuyucularımın bu güzel ve özlü sözleri bir yerlere not aldıklarını ve bir arşiv oluşturduklarını biliyorum. Bu yüzden her bir blog yazıma bir veya iki güzel  söz ilave ederek, onlara elimden geldiği kadar yardımcı olmağa çalışıyorum

Biz yine hikayemize dönelim...
Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.




Paulo COELHO yazıyor...18 Ocak 2015

Hikaye Bengal’deki bir köyde yaşayan dul bir kadın, oğlunu yaşadıkları evden çok uzakta olan bir okula göndermiş ancak otobüs ücretini ödeyecek parası yokmuş. Çocuğun okula gidebilmesi için ormanın içinden yürüyerek kendi başına geçmesi gerekiyormuş. Annesi, oğluna cesaret vermek için şöyle demiş: “Ormandan korkma oğlum. Yanında olması için TanrıKrişna’yı çağır. O senin dualarını duyacaktır.” ;

Çocuk annesinin dediğini yapmış ve Krişna ona görünmüş; sonra da çocuğu her gün okula götürmeye başlamış. Öğretmeninin doğum gününde, çocuk öğretmene hediye alabilmek için annesinden para istemiş. “Hiç paramız yok oğlum” demiş annesi; “Öğretmenine götürmek için Tanrı Krişna’dan bir hediye iste.”

Ertesi gün, çocuk derdini Krişna’ya anlatmış. Krişna ona içi süt dolu bir testi vermiş. Çocuk büyük bir sevinçle testiyi almış ve öğretmenine götürmüş. Ancak diğer çocukların aldığı hediyeler daha güzel göründüğünden öğretmen çocuğun verdiği testiyle fazla ilgilenmemiş.

tanrı krişna ile ilgili görsel sonucu“Bu testiyi mutfağa götür” demiş asistanına. Asistan söylenileni yapmış. Ama mutfakta testiyi boşaltmak istediğinde boşalan testinin kendi kendine tekrar sütle dolduğunu görmüş. Hemen koşup bunu öğretmene söylemiş, öğretmen de şaşkınlık içinde çocuğa sormuş: “Bu testiyi nereden aldın, nasıl sürekli dolu kalabiliyor, bunun sırrı ne?” “Onu bana Ormanın Tanrısı Krişna verdi.” Öğretmen, öğrenciler ve asistan, hepsi çocuğa gülmüşler. “Ormanda Tanrı falan yok, bu bir batıl inanç” demiş öğretmen ve eklemiş: “Eğer varsa, onu görmek için dışarı çıkıp bakalım!”

Bütün sınıf dışarıya çıkmış. Çocuk Krişna’yı çağırmış ama o görünmemiş. Çocuk çaresizlik içinde son bir kez daha seslenmiş: “Tanrı Krişna, öğretmenim seni görmek istiyor. Lütfen göster kendini.” Tam o anda, ormandan gelen ve dört bir taraflarında yankılanan bir ses duyulmuş: “Beni nasıl görmek isteyebilir oğlum? Varlığıma bile inanmıyor ki!”

GERÇEK

roberto de vicenzo ile ilgili görsel sonucuArjantinli golfçü Roberto de Vicenzo, önemli bir turnuvayı kazandıktan sonra oradan ayrılmak için otoparkta duran arabasına gitmiş. Tam o sırada bir kadın yanına yaklaşmış. Kazandığı zafer için kendisini kutladıktan sonra, ünlü golfçüye oğlunun ölüm döşeğinde olduğunu ve hastane masraflarını ödeyecek parası olmadığını anlatmış. De Vicenzo hemen o öğleden sonra turnuvadan kazandığı paranın bir kısmını çıkarıp kadına vermiş. Bir hafta sonra Profesyonel Golf Birliği’ndeki bir öğle yemeğinde arkadaşlarına bu olayı anlatmış. Arkadaşlarından biri “Kadın sarışın mıydı ve sol gözünün altında bir yara var mıydı” diye sormuş. Vicenzo “Evet” demiş. “O halde kandırılmışsın” demiş arkadaşı. “Bu kadın bir dolandırıcı ve oraya gelen bütün yabancı golfçülere aynı hikâyeyi anlatıyor.” “Yani ölüm döşeğinde olan bir çocuk yok?” demiş ünlü golfçü. “Hayır yok.” “İyi, bu, bu hafta aldığım en güzel haber!”

DEĞERLENDİRMELER

Son bin yılın başlarında yaşamış şairlerden sözler: Tanrı’yı bilenler onu tanımlamaz. Tanrı’yı tanımlayanlar onu bilmez. (Hallac-ı Mansur)

Bugün aşırı şekilde yiyen, yarın asla doymaz. (Anonim)

Bir evliliği sürdürmenin en kötü yolu çiftlerin birbirinin özgürlüğünü engellemesidir. İki kuşu birbirine bağlarsan dört kanadı olur ama uçamaz. (Mevlânâ Celaleddin-i Rumi)

Bir yerde büyük bir hazine varsa, mutlaka orada yaşayan bir de ejderha vardır. (Sadi-i Şirazi)

Tüm evrenin perdesinin ardındaki varlıktan dünyanın karanlığı içinde bana yol gösterecek bir ışık için yalvardım. Ve bir ses işittim bana şöyle diyen: “O aradığın ışık yok. Ama bir kalp, gören gözleri olmasa da, sonsuz yolu her zaman görür.” (Ömer Hayyam)

Şairin odasına giren biri ona sormuş: “Neden bütün gün burada tek başına oturuyorsun?” Şair cevap vermiş: “Sen içeri girdiğin için şimdi gerçekten yalnızım, çünkü beni Tanrı’mdan ayırdın.” (Mevlânâ Celaleddinn-i Rumi)

Paulo COELHO / HT PAZAR
Çeviren: Mine Akverdi Denktaş
Haber Türk

Bu yazı http://www.haberturk.com adresinden alınmıştır.



HİKAYE, GERÇEK VE DENGE     
                                                                                                
 
gerçek ve denge ile ilgili görsel sonucu
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Merhaba Değerli Dostlarım,
 
 Bugünkü yazımıza çok değerli bir üstat yazar Paulho Coelho dan güzel bir hikaye ile devam etmek istedim.
Paulho Coelho ile ilgili olarak daha önceki paylaştığım yazımda kendisini sizlere tanıtmıştım. Simyacı romanının ve buna benzer daha  birçok  kitabın yazarı hakkında hatırlamanız için aşağıda kısa da olsa tekrar bir bilgi vereyim.
Yazarın en çok tutulan Kitaplarının bazı kapak sayfa görüntülerini, görselinize sunuyorum.

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın.

Paulo Coelho
Rio de Janeiro’da doğdu. Roman yazarlığına başlamadan önce, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve sevilen bir şarkı yazarıydı. Coelho, gençliğinde bir hippiydi. 1986 yılında Hıristiyanların, Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel bir hac yolculuğu yaptı; bu deneyimini 1987’de yayımladığı The Pilgrimage adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayımlanan ikinci kitabi Simyacı, Coelho'nun en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. .Diğer kitapları; Brida, Valkürler ve son yazdığı Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım. Simyacı 42 ülkede yayımlandı. 26 dile çevrildi
 
 
 
 
23 Kasım 2014
‘Simyacı'nın yazarı Paulho Coelho'nun yazısı
 
 
Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım HİKÂYE

Uzun yıllar önce yolunun kesiştiği herkese sevgi veren ve onları affedebilen bir adam varmış. Bu özelliğinden dolayı Tanrı onunla konuşması için bir melek göndermiş.

“Tanrı benden sana görünmemi ve iyiliğin için seni ödüllendirmek istediğini iletmemi istedi” demiş melek. “Nasıl bir lütuf istersen iste, verilecek. İyileştirme yeteneği ister misin?”

“İstemem” diye cevap vermiş adam. “İyileşecek olanları Tanrı’nın kendisinin seçmesini tercih ederim.” “Ya günahkârları doğru yola taşımak?”

“Bu da senin gibi meleklerin görevi. Kimsenin gözünde kutsanmak ya da sürekli örnek alınıp hürmet görmek istemem.”

“Sana mucizevi bir yetenek vermeden cennete geri dönemem. Eğer seçmiyorsan o halde birini kabul etmek zorundasın.”

Adam biraz düşünmüş ve sonunda şu cevabı vermiş:

“O zaman iyilik benim vesilemle yapılsın ama kimse benden geldiğini fark etmesin, ben bile, yoksa kibir e kapılıp günah işleyebilirim.”

Bu sözler üzerine melek iyileştirme gücünü bu adamın gölgesine vermiş ve bu güç sadece güneş adamın yüzüne geldiğinde işleyecekmiş. Böylece adam nereye gitse orada hastalar iyileşmiş, yeryüzüne bereket gelmiş, üzgün insanlar yeniden neşelenmiş.

Adam yıllar boyunca yarattığı mucizelerden habersiz dolaşmış dünyayı, çünkü yüzünü güneşe döndüğünde gölgesi hep arkasında kalmış. Yani bir bakıma kendi yüceliğini hiç fark etmeden yaşamış ve ölmüş.

GERÇEK                                                                     

Hindistan’ın dini lideri, mistik Ramakrişna, kendini spiritüel hayata 16 yaşından itibaren adadı. İlk başlarda tapınaktaki çalışmalara kendini bütünüyle vermesine rağmen hiç sonuç alamayınca için için ağlıyordu. Daha sonra hayatının bu dönemini şu sözlerle anlatıyordu:

“Bir hırsız, bitişiğindeki oda altınla doluyken, incecik duvarları olan bir odada uyuyabilir mi? Bütün gece uyanık kalır, kafasında planlar yapar. Ben gençken Tanrı’ya ulaşmayı, hırsızın altına ulaşmayı arzulamasından çok daha büyük bir coşkuyla arzuluyordum; ve bunun bedeli olarak ruhani arayışın en büyük erdemini öğrendim: Sabır.”
Simyacı

aban donar-se a Deus, Anthony de Mello

DENGE

Hindu Cizvit papaz Anthony de Mello, S.J.’den (“Tanrıya Giden Yol”):

“Sessizlik içinde olmak sadece konuşmayı kesmek değildir; bu durum çevremizde olan her şeyi duyabilmemiz için kulaklarımızı eğitir. İyi bir şef, orkestranın gürleyen sesinin tam merkezinde bile olsa uyumsuz bir flütü fark edebilir. İşte aynı bu şekilde, biz de işitme yeteneğimiz üzerinde çalışmalıyız, ta ki Tanrı’nın sesini bir pazaryerinin tam ortasındayken bile duyabilene kadar.”

“Modern insan sessizliği çok sıkıcı bir şey olarak görüyor. Onun için sessiz olmak çok zor: Her an bir şeyler yapmaya, tavsiyeler vermeye, bir işi halletmeye çalışıyor ve içindeki harekete geçme dürtüsünün kölesi haline geliyor.”

“Sessizliğe alışırsan işte ancak o zaman kendi hayatın hakkında kararlar almakta gerçekten özgür olursun.”

Şair Cibran şöyle der: “Düşüncelerin, kökleri kalbine uzanmıyorsa, sürekli dilinde kalmaya mahkûmdur.”

Çeviren: Mine Akverdi Denktaş
Paulho Coelho
Haber Türk

Bu yazı http://www.haberturk.com adresinden alınmıştır.