Number of visitors

31 Ekim 2016 Pazartesi



KÖROĞLU 
şair, halk kahramanı

köroğlu resim ile ilgili görsel sonucu



Değerli Dostlarım,

 Söz, çok değerli Edebiyat ve halk  şairlerimizden açılmışken, onları daha yakından tanımanız için bu yazımı sizlerle  paylaşmak istedim.

"Köroğlu (16. yüzyıl) Halk şairlerimizdendir. Özgürlüğün ve kavganın ozanıdır.. Eski bir efsane kahramanı olan Köroğlu’nun adını almıştır.. III. Murat zamanında (1574-1595) Osmanlı ordusuyla İran savaşlarına katıldığı (1578-1584) bilinmektedir. Bolu Beyi’nden babasının intikamını almak üzere dağlara çıkmıştır. Yiğitlik ve iyilikseverliği destanlaşan isyancı Köroğlu ile şair Köroğlu halk zihninde kaynaşmıştır..
Şiirlerinde coşkun bir seslenişle yiğitlik, dostluk, aşk, doğa sevgisi çok sade bir dille anlatılır. Bu şiirler, hikâyeci aşıkların nesirle anlatılan hikâyeleri arasına serpiştirilmiştir. Yirmi dördü bulan bu hikâyeler, Türklük dünyasına yayılan bir Köroğlu destanının doğuşunu hazırlamıştır"

E. Ali OKUR
www.hepsi10numara.com

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın. 


köroğlu resim ile ilgili görsel sonucu~Son araştırmalara göre Köroğlu hakkında ilk doğru bilgi veren Evliya Çelebi Seyahatnamesi ’nde onun Anadolu’nun kuzeybatı taraflarında eşkıyalık etmiş, şöhretli bir haydut olduğunu kaydediyor. Diğer yandan Başbakanlık Arşivi’nde bulunan bazı vesikalarda asıl adı Ruşen Ali olan, Köroğlu diye şöhret kazanmış bir Celali eşkıyasının 16. asır sonlarında Bolu taraflarında faaliyette bulunduğu d
Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu'dur. Bolu Beyi, babası Yusuf'un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı'na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel'e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi'ne savaş açtı.

Bir gün Bolu'ya vardıklarında büyük bir alana halk toplanmıştı. Şenlikler yapılıyordu. Köroğlu elbise değiştirerek pehlivanlar arasına katıldı. Bir bir hepsini alt etti. Sonunda Bolu Bey'i huzuruna çağırttı onu ve:
– Bre pehlivan, sen kimsin? Seni muhafızlarıma bey yaptım...dedi.
Köroğlu da: “İşte ben o gözlerini kör ettirdiğin seyisin oğluyum” diyerek kılıcını çaldığı gibi herkesin dehşet dolu bakışları önünde Bolu beyinin kellesini uçurdu ve halkı bir zâlimden kurtardı.
Ondan sonra hemen Ayvaz'ı gönderip kaleden Beyin kızını getirdi. Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle kendine nikâhladı
. O tarihten sonra Bolu Bey'i olarak halka adaletle muamele etti.

köroğlu resim ile ilgili görsel sonucuFakat İran Seferi’ne katılışı sebebiyle Köroğlu’nun şöhreti ve hatırası daha çok Doğu Anadolu bölgesinde yayılmış ve yaşanmıştır. Doğu illeri halkı, masalımsı bir ifadeyle, onu dağ başlarında yaşayan, zulmeden zenginlerin cezasını verip, mallarını fakirlere dağıtan bir kahraman olarak tanıyıp sevmektedirler. Diğer yandan eşkıya Köroğlu bir tSeyahatnamesi’n destanları, mersiyeler, kahramanlık şiirleri, öte yandan ince duygulu aşk şiirleri söyleyerek sanatında adeta iki ayrı şahsiyeti birleştirmiş bir halk şairidir.
Sesinin kuvveti, sözünün sağlamlığı ile birinci sınıf saz şairlerinden olduğu bir çok koçaklamasında açıkça görülmektedir:


köroğlu resim ile ilgili görsel sonucuHaberler.com portalı bildirdiğine göre, Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, düzenlediği basın toplantısında, UNESCO komitesinin Namibya'nın Windhoek kentinde yaptığı toplantıda, Köroğlu Destanı'nın kültür mirası listesine alındığını söyledi.

 Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) önderliğinde Köroğlu'nun tüm Türk dünyasının ortak mirası olarak da UNESCO listesine alınması için ortak bir çaba yürütüldüğünü anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:

"İlk müjdemizi aldık. Türkmenistan'ın sunduğu dosya, kabul edildi ve Köroğlu Destanı, İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı. Adaletin ve yiğitliğin simgesi olan Köroğlu'nu anlatmak, bu efsaneyi tüm dünyaya duyurmak istiyoruz."

Yılmaz, Bolu Beyi'ne karşı halk ozanının mücadelesini anlatan destanın Türk dünyasını birleştiren çok önemli bir ortak değer olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

"Köroğlu, Anadolu'dan Türkmenistan'a, Azerbaycan'dan Kazakistan'a, Kırgızistan'dan Özbekistan'a Türklerin bulunduğu her coğrafyada destanlaşan bir şair ve bir halk ozanıdır. O kahramandır, şairdir, aşıktır ve yiğittir ama her şeyden önce bir onur abidesidir. Mazlumlar için kılıç vururken sazıyla hayatı bir bütün olarak yaşamayı başaran, ideali uğruna savaşanların aynı zamanda sanatla beslenen ince ruhlara sahip olduğunu gösteren bir kişidir. Köroğlu, Türk dünyasının ortak kahramanıdır."


Kaynak : Biyografi.com


https://youtu.be/-YbTx_vBvSI

köroğlu resim ile ilgili görsel sonucu


Günün Sözü :
Köroğlu düşmüştür gama savaşa
İster elli yaşa ister yüz yaşa
Her ne eder isen o gelir başa
Mukadder yerini bulur demişler


İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
30 Ekim, 2016, Antalya





30 Ekim 2016 Pazar




 KIRK YIL SIRTINDA ODUN TAŞIYAN ŞAİR


yunus emre ile ilgili görsel sonucu














Değerli Dostlar,

Bugün farklı bir profili  sizlerle paylaşmak istedim. Dünyaca Ünlü halk şairimiz, Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre, Onun uzun, devamlı hayat tecrübeleri varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır. Yoksulu zenginden, kafiri Müslümandan ayırmaksızın, Allah'ın eseri olan bütün insanlara karşı, onlarda Tanrı'dan yankılar bulan, engin bir sevgiyle doludur. Onun, vatan edindiği topraklar üzerinde asıl vatanından bir ömür boyu uzak kalmış bir insan üzüntüsüyle duyduğu gariplikler, kimsesizlikler vardır, özlediği vatan, Tanrı diyarıdır ve Yunus durmaksızın iç ve kafa hareketleriyle olgunlaşıp derinleşen, rint ve coşkun bir derviş hayatını, hep bu anavatana doğru, maddi, manevi yürüyüşlerle geçirmiştir.
  1. Engin hoşgörüsü, insan sevgisiyle sadece bizim değil bütün dünyanın beğenisini kazanmış eşsiz bir şair, fikir adamıdır.
  2. İlahi aşkı ve insan sevgisini eserlerinde işlemiştir.
  3. Hem aruzu hem de hece veznini kullanmıştır.
  4. Şiirlerinde dili oldukça sadedir, zamanının halk dilini kullanmıştır.
  5. Nazım biçimi olarak "ilahi" yi seçmiştir. 
  6. "Risalet'ün Nushiye (Nasihatler Kitabı) ve Divan" adlı kitabı vardır.
  7. Yunus Emre (1238 -1320) yılları arasında yaşadığı tahmin edilen ve Anadolu da Türkçe şiirin öncüsü olan bir şair ve mutasavvıftır, yaşamına ilişkin belgeler sınırlıdır. Medrese eğitimi gördüğü, Arapça ve Farsça bildiği, İran ve Yunan mitolojisi ile tasavvuf ve tarihi incelediği sanılıyor. Vahdet-i vücut (varlık birliği) öğretisine ulaşan bir tasavvuf yorumunu benimsemiş. Alıntı

Kendinizi Sevin Ve Mutlu Olun...En iyi dileklerimle. Esen kalın. 

Yunus Emre, Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü olan mutasavvıf ve Alim, Anadolu'da yaşamış tasavvuf ve halk şairi, Türk İslam düşünürü. 1991 yılı UNESCO tarafından Yunus Emre'nin doğumunun 750. yılı olarak anılmıştır. Yunus Emre Bektaşi derviş ve ...

Ölüm: 1320
yunus emre ile ilgili görsel sonucu
Yoksul Yunus sırtıyla kırk yıl dağdan odun indirdi. Kırk yıl sabretti yüreğine aydınlığın  doğacağı günü bekledi.
Sivrihisar’a bağlı Sarı köy derler bir köy vardı.  Burada Yunus adında genç bir adam yaşıyordu. Taptuk Emre adında bir yol göstericinin kapısına sığınmıştı. Başka insanlarda vardı burada. Taptuk Emre Yunus'u dağdan odun getirmekle görevlendirmişti.
Yunus her gün dağa gitti, odun getirdi. Bunlar öyle odunlardı ki oklava gibi dümdüzdü.  “Niçin hep düzgün odun getiriyorsun? Ormanda hiç eğri odun yok mu?” diye soranlara “Taptuk’ un kapısına eğri odun yaraşmaz,” karşılığını verirdi.
Bir yıl değil, beş yıl değil, yoksul yunus tam kırk yıl her gün dağdan odun taşıdı. Durumundan kimseye yakınmadı, yazıklanmadı.
Kırk yıl geride kalmıştı. Bir akşam Taptuk ocağında kalabalık bir topluluk yer almıştı.  İlahiler okunacak, şiirler söylenecekti. Yunus da dağdan yorgun argın gelmiş, kapı ardında bir yere ilişmişti. Taptuk’ un adamları arasında Yunus’-ı  Güyende (Söyleyici Yunus)adında bir şair vardı. Taptuk Emre ona:
“Yunus,” dedi. “haydi bir şeyler söyle de dinleyelim.”
Güyende mırın kırın etti, bir şeyler demek istedi başaramadı.
Ak sakallı Taptuk Koca, topluluğa bakındı. En arkada kapı dibinde Yunus’ u gördü.
“Haydi oduncu Yunus, sen söyle!”
Yunus bir anda gözlerinden bir perde kalkmış gibi içinin aydınlandığını hissetti.  Her şeyi daha bir arı duru duru görmeye başladı ve dili çözüldü. O gece orada öyle güzel şiirler söylendi ki dinleyenler kendilerinden geçtiler.
Ertesi gün Taptuk baba Yunus’ u çağırdı:
“Artık,” dedi, ”aradığını buldun. Çilen doldu, tamam oldu. Bundan böyle bu kapıya odun getirmen gerekmez.”
yunus emre ile ilgili görsel sonucu
Yunus pirinin elini öptü. Sırtında aba, ayaklarında çarık, omzunda çıkını, elinde sopası yollara düştü. Dağlara taşlara, uçan kuşlara, tarlalarda çalışan insanlara, atlarının üstünde kurumlu kurumlu giden eli kanlı beylere şiirler söyleyerek yıllarca dolaştı. Yolu bir gün Konya’ya düştü. Büyük şair ve bilgin Mevlana’ nın yanına vardı, elini öptü.
Mevlana kendisine yeni yazdığı altı ciltlik Mesnevi adlı kitabını gösterdi. Yunus baktı, karıştırdı:
“Uzun yazmışsın,” dedi “Ben olsam, Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm derdim, olur biterdi.”
Yunus bütün Anadolu’ yu Suriye’ yi, Azerbaycan’ ı içine alan uzun yolculuğundan dönünce gene Taptuk Emre’ nin yanına vardı. Taptuk Baba, artık iyice yaşlanmıştı. İki gözü görmez olmuştu. Yunus’ a:
“Yunus’um,” dedi, “iki güneş bir arada barınmaz, şimdi bir ok atacağım. Bu oku ara, onu nerede bulduysan orada yerleş kal.”
yunus emre ile ilgili görsel sonucuOk vınlayarak bulutların arasında kaybolup gitti.  Yunus tam beş yıl bu oku aradı. Sonunda doğduğu Sarıköy’ de buldu. Oraya yerleşti ve orada öldü. Şimdi mezarı Sarıköy’ de dir.
Yunus Emre Türk edebiyatının en büyük şairlerinden birisidir. O zamanki Türk aydınları Türk dilini hor görüyor, Arapça, Farsça yazmayı üstünlük sayıyorlardı. Yunus emre halkın konuştuğu Türkçe’ yi şiir dili yaptı. Üstün şairlik yeteneği ile dilimizi içlere işleyen  akıcı ve sıcak bir ses haline getirdi.
Türk halkı onu yedi yüz yıldır hiç unutamadı. Kimi kentli şairler onu küçük gördüler, yazdıkları kitaplarda adını anmadılar ama köylünün, kasabalının,, hatta dağ başındaki çobanların dilinden hiç düşmedi.
Şiirlerinden hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun, insanları sevmek gerektiğini, barış içinde yaşama dileğini dile getirdi.
Derler ki, Yunus üç bin tane şiir yazdı. Şiirlerinin yazılı bulunduğu defter, Yunus öldükten yüz yıl sonra  Molla Kasım adında bir Ham Sofunun  eline geçti. Defteri yanına aldı. Irmak kıyısına vardı. Sağ yanında bir ırmak akıyordu sol yanında da bir ateş yaktı. Başladı şiirleri okumaya. Dar kafalı Molla, şiirleri okuyor hiç birisini beğenmiyordu. Bunları dine aykırı buluyordu. Okuduğu sayfayı koparıyor kimini yanı başında sessiz sessiz akıp giden ırmağa atıyor, kimini de oylum oylum yanan ateşte yakıyordu. Tam iki bin şiiri yok etmişti. Birden eline iki bin birinci şiir geçti. O şiirin sonunda şöyle deniliyordu:
“Derviş, Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sorguya çeken bir Molla Kasım gelir.”
Molla Kasım böğründen kurşun yemişe döndü. Dili dişi kitlendi. Ben ne yaptım da iki bin şiiri yaramaz diye yok ettim,” diye dövünmeye başladı.”
Ama dövünmesi gereksizdi. Çünkü o şiirlerin hiç birisi boşa gitmedi. Yok olmadı. Halkımızın inancına göre bu gün ırmağa atılan bin şiiri denizlerde balıklar, yakılan bin şiiri gökyüzündeki kuşlar, kalan bin şiiri de insanlar okuyor.
Şimdi siz bunun aslı var mı? diye soracaksınız. Aslı olmasa da bir büyük şaire halkın verdiği değeri göstermesi bakımından çok güzel bir hikaye… büyük şairler çiçeklere benzer, halk toprağında her yıl yeniden açıp dururlar.

Hasan Latif Sarıyüce
 

Günün Sözü :
yunus emre ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
29 Ekim, 2016, Antalya









Gerçek Dostlar