Number of visitors

15 Haziran 2017 Perşembe




BİR RAMAZAN MASALI


İlgili resim


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bu yazımda sizlerle bir Ramazan Masalı paylaşacağım. Masal deyip geçmeyin, her masalda olduğu gibi bu masalda da bir gerçek payı, bir mesaj, bir kıssadan hisse , bir maneviyat ve kutsallık vardır mutlaka. Bu masalımızda günümüz örneklerinden bazı gerçekleri bizlere hatırlatmış olabilir.
Yeter ki insanlar  bu duyguları  kalplerinin en derinliklerinde hissede bilsinler.

Her zaman “Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket ayıdır.” der dururuz. Acaba nedir bu “bereket” diye hiç düşündük mü? Bereket, neye derler?
Mesela sekiz kişi var ve sekiz kişilik yemek var. Bunlar oturup yemeklerini ayrı ayrı yiyecekleri sırada 2 tane misafirleri gelse, bu 2 kişiye yemek olmadığı için, 8 kişi yemeklerini birleştirip bu 8 kişilik yemeği 10 kişi oturup yese, onların hepsi karınlarını doyurmuş olurlar. İşte 8 kişilik yemek, bu insanlar, gerekeni yaptıkları için bereketlenmiş ve 10 kişilik olmuştur ve bu bir berekettir.
 
Bunun gibi hayatımızda bir çok örneklere rastlamak mümkündür, bu örnek sadece bereketle ilgili bir bölüm, bunun rahmeti, mağfireti ilgili bölümleri yanına eklediğimizde Ramazan Ayının kutsallığı,
yüceliği, anlamı ve özellikleri daha iyi idrak edilir.

Değerli Dostlar, Hırka-i Şerif  bugün törenle ziyarete açıldı. Video görüntülerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Allah  kabul etsin...

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  


Bir Ramazan Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Adı bilinmeyen uzak dağların ardında, hiç kimsenin duymadığı bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar büyük büyük işler yaparlarmış; daha doğrusu öyle olduğunu zannederlermiş. İşleri büyük olunca, her anları çok yoğun olurmuş. Artık kimse kimseyi görmez olmuş ülkede... Sabah erkenden uyanan halk, işbaşı yapar; akşama kadar işinin başından ayrılmazmış. Dedik ya; büyük işlerin adamlarıymış onlar!.. O yüzden, ne doğarken, ne de batarken; onları hiç ilgilendirmezmiş güneş... Ne bahar geldiğinde kırlarda açan papatyalar, ne sonbaharda dökülen yapraklar dokunurmuş yüreklerine... Onlar papatyaların suyunu şifa diye satmayı, sonbaharda kış öncesi yakıt giderini azaltma planları yapmayı severlermiş. Kıyıda köşede kalmış hastalar, fakirler ve yaşlılar; kıyıda köşede kalırmış onlar için...
osmanlı şifacı resimleri ile ilgili görsel sonucu"-Hayat, bu işte!.." derlermiş. "Hastalanırsan devre dışı olursun. Yaşlılık pilin bitmesi, iş gücünün azalmasıdır."
Fakirler içinse kimse tek lâf etmezmiş. Onlar, hiç yokmuş bu ülkenin gündeminde...
Gel zaman git zaman; bir gün sokaklarda tellâllar bağırmışlar.
"-Duyduk duymadık demeyin! Padişahımız ağır bir hastalığa duçar olmuştur. Herkes, şifası için elinden geleni yapsın; duası makbul olanlar el açsın; şifadan anlayan hekimler saraya adım atsın!.."
Pek dua eden olmamış ama; "Nasıl şifa oluruz?" diye düşünen hekimler, ülkenin dört bir yanından saraya akın etmişler. Bir de ne görsünler; padişah kocaman olmuş!!! Masal bu ya; padişah yemek yemeye çok çok düşkün bir adammış.
"-Ülkeyi yöneten adam öyle mi olurmuş?" demeyin, masal işte!
Padişah yemek yiye yiye hasta olmuş; vücudu kocaman olmuş. Artık ne oturabiliyor, ne kalkabiliyormuş. Hiç kımıldamadan öylece yatıyormuş padişah!.. Sanki midesi dağ olmuş. Öyle büyümüş ki, midesi, bedeninde kalbine hiç yer kalmamış. İşe bakın siz, mide büyüyünce, kalp küçülür, katılaşırmış.
Hekimler, padişaha ilaçlar yapmışlar. Az yesin diye midesini küçültmeye çalışmışlar, ama kâr etmemiş. Hele kalbi için kimse bir şey yapamamış. Belki beslenir de büyür diye, gözyaşı takviyesi yapmışlar damarlarından. Nafile, o da işe yaramamış.
Padişahın yakınları ümidi kesmişler. Ama kalbi sağlam bir hekim:
"-Allah'tan ümit kesilmez!.." demiş. "Bu sözümü yabana atmayın! Ümit, kulların en sağlam ipidir."
Onlar da, ümitlerini yeniden yeşerterek beklemeye başlamışlar. Bu güzel ve mana katılmış bekleyiş, ben diyeyim beş gün, siz deyin beş ay, devam etmiş.
Bir gün, ülkenin sınırlarından içeriye yaşlı bir adam girmiş. Yaşlı dediysem, asası olanlardan değil, gözü ve gönlü yaşlı olanlardan... Lâkin, kimse bilmezmiş gözünden çıkan yaşları, gönlündeki sızıyı... O, dimdik, dupduru gezmeye başlamış, Allah'ın yol verdiği bu ülkede.
İlgili resimAz gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Geçtiği dereler-tepeler şenlenmiş. Yol boyu ağaçlar, serçeler ve karıncalar fark etmiş, bu adamda bir başkalık olduğunu... Ağır ağır yürüyormuş adam; karmakarışık bir hayata alışık ülke insanlarına inat, her âna anlam katıyormuş. Güneşe gülümsüyor, karıncalara yol veriyormuş. O yürüyor, ardından bir "huzur" rüzgarı bırakıyormuş efil efil... Böyle bir huzura alışık değilmiş insanlar. Ve onlar da durup derin derin içlerine çekmişler huzur rüzgarını. Hayat yavaşlamış ülkede. Bir adam, tek başına nasıl değiştirebilirmiş bunca şeyi, sözsüz, kelâmsız?! Şaşırmışlar... Nihayet; yolunu kesip adını sormuşlar. Durmuş adam, tebessüm etmiş:
 
"-Ramazan..." demiş.
Ramazan'ın yürüyüşü devam ediyormuş. Ünü her yere yayılmış, saraya kadar ulaşmış. Ümidi kuşanmış saray halkı, Ramazan'ı bir lütuf saymışlar ve saraya dâvet etmişler.
Saraya giren Ramazan, lükse, şatafata hayret etmiş. O geldiğinden beri çoktan ülke gündemine düşmüş gerçi fakirler... Ama, bu israf kanına dokunmuş; üzülmüş, kalbine yaşlar inmiş. Onu alıp götürmüşler, hasta padişahın huzuruna... Ramazan, içeri girince bir daha sızlamış kalbi, yine ıslanmış. Kocaman bir bedenle, kımıldamadan yatan padişaha yaklaşmış; eğilip kalbini dinlemiş. Ne cılızmış kalbi; ah ne zayıf!...
Padişahın yakınlarına dönmüş Ramazan;
"-Bu hastalığın hekimlik dilinde adı; şişmanlıktır. Manevi âlemde ise biz buna «ağır ruh hastalığı» diyoruz."
"-Peki, çare nedir?" diye sormuşlar.
 
İlgili resim"-Çare Allah'tır, Allah'tandır. 30 gün, 30 gece kalacağım bu ülkede... İlan edin halka; 11 ay bedenler doymuştur; bir ay ruh doyacak! Fakirler kardeş bilinecek, duaları alınacak. Ve zamanın kıymetini bilecek bütün insanlar. Seheri, sabah bilecek; «vaktin oğlu» olma yarışına girecekler!"
"-Vaktin oğlu mu?" demişler, şaşırmışlar.
"-Biz ona «ibn-ül vakt» deriz. Ancak bu hâle erişenler, aldıkları nefesi hissedebilirler, ciğerlerinin her köşesinde... Böylece, kalbin her atışı bir hayra alâmet olur."
Sonra padişaha dönmüş, Ramazan:
"-Sen de biraz iyilik yap. Hâl-hatır sor güle, böceğe!.. Tâ ki, kalbinin ‘tıp tıp' larını duyasın..."
Bunlardan sonra, saraydan çıkmış Ramazan. Ardında, rüzgarını bekçi bırakmış. Ülkenin her şehrini, sokağını, yaylalarını, ırmaklarını, ovalarını dolaşmış. Bir ay sürmüş yolculuğu... Bir akşam ezanı vakti, terk etmiş ülkeyi. Bir dahaki seneye niyetlenmiş; yine gelmeyi, yine düzen, yine sekînet (kalpte huzur ve sükûndur) getirmeyi...
Burda da masal bitmiş.
"-Bu masalda hiç mi kötü yok?" diye sormayın. Ramazan bir yere geldiğinde; bütün kötüler, esir edilirmiş bilinmez bir yerlerde. Gökten üç rahmet inmiş; biri padişahın cılız kalbine; biri "vaktin oğlu" olabilenlere, biri de Ramazan'ın rüzgârını yüreğinde hissedenlere...

Alıntı : Kübra Akbet
Şebnem Dergisi, Sayı 20


https://youtu.be/ij6nTKyMMQ8





Günün Sözü :

elveda ramazan sözleri resimli ile ilgili görsel sonucu


















İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
15 Haziran,2017, Antalya


türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu

 

Gerçek Dostlar