AĞAÇ SEVGİSİ...


İlgili resim

Merhaba Gönül Dostlarım,

Bu aralar sizlerle olan günlük yazı paylaşımlarımı aksatmağa başladığımın farkındayım. Bir ara Blog yazılarıma ara vermeyi düşünmüştüm, 26 Temmuzda sizlerle " Bi Mola Vermek Hayata" başlıklı yazımda bahsettiğim gibi ben de Blog yazılarıma bi mola vermeyi düşünmüştüm.
Bazı işleri büyük bir azim ve  şevk  ile yaparız insanlarla duygularımızı içimizden gelerek paylaşmayı arzu ederiz. Sanırım  bir anda ben o duygu ve hislerimi kaybetme noktasına geldim.
Bazı kitap yazarlarının ve romancıların yazılarına uzun süre ara vermeleri veya romanlarını sonlandıramamalarının başında gelen nedenlerden biri de, yazma ve paylaşma zevk ve şevklerini bir anda  yitirmeleri olsa gerek...
Sizlerle bugüne kadar Bloğumda paylaştığım günlük yazılarımın siz değerli okuyucularımın sayesinde bugün itibariyle 470. yayınına ulaşmış bulunmaktayız ve ben tüm bu paylaşımlarımı  siz değerli Gönül Dostları' ma  bazı bilgileri aktarabilmek adına bu Blogta yer vermeğe çalıştığımı tekrarlamak isterim.
Blog yazılarım bundan sonrada devam edecek, yazılarımdaki  konularımın daha seçici, faydalı ve ilginç olmasına özen göstereceğim, fakat bundan sonra sizlerle  haftanın üç veya dört günü birlikte  olabileceğiz...


Şimdi gelelim yazımızın başlığındaki konuya. "Ağaç Sevgisi"  bugün Ağaçlar üzerine aşağıda yazılmış  güzel bir Elif Şafak yazısını sizlerle  paylaşmadan önce, bir başka gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum.

İlgili resim Bugünkü Türkiye coğrafyasında çeşitli  Belediyelerce ve insanlar tarafından  yapılan ağaç katliamlarından kısaca bahsetmek istiyorum. Gerek sosyal paylaşım ağlarında ve gerekse sosyal medya kanallarında her gün ağaç katliamları gündeme gelmektedir. Bunun akabinde İstanbul' da dokuz gün arayla iki kez  Doğa Olayları ve Sel felaketlerini yaşadık, bu değerli göz bebeği kentimizin ve orada yaşayan vatandaşlarımızın maruz kaldıkları üzücü olaylara ve zararlara üzülerek  tanık  olduk.

İstanbul'un yeşili azalıyor
İlgili resim  Google'ın yeni Earth uygulamasında yapılan güncelleme ile artık dünyanın herhangi bir yerindeki coğrafi değişimleri gözlemlemek mümkün hale geldi . 1984 ilâ 2016 arasındaki değişimleri kapsayan uygulamada Türkiye'deki en net değişimin İstanbul'da yaşandığı görüldü. Şehirdeki yeşil alanların mega projelerle yıldan yıla azalması dikkat çekti.

" Üzerinde yaşadığımız dünya sonsuz nimetler barındırır bizim için. Dünyanın içinde akıp giden düzeni hayranlıkla seyreder ve çoğu zaman bu düzenin hep aynı şekilde seyredeceğini düşünerek hiç umulmadık bir anda gelir doğal felaketler, ölümün sessiz gelişi gibi... Birden bire allak bullak olur hayatımız. Sağ kalma şansına sahip olanların pek çoğunda ise maddi kayıpların yanısıra hep "keşkeler" yaşanır. Bambaşka olur hayata bakışımız bile; doğan güneşe, uçan kuşa, açan çiçeğe bir başka gözle bakar, bir başka huzurla doldururuz içimizi. Kararlar alırız bundan sonra kalan hayatımızı daha anlamlı ve değerli kılabilmek adına."

Uzmanlar bu doğa olaylarının gelecekte de devam edebileceğinin sinyallerini verdiler. Bu maruz kalınan Doğa Felaketlerinin başlıca ve en önemli  nedenlerinden biride toplu ağaç kesimlerine hala devam edilmesi ve bizim toplum olarak buna bir dur diyememizdir.
Bu konuda daha fazla yazılar yazmağa devam  etmek isterim, fakat bize verilen süreç yetersizliği sebebiyle  devam edememekten çok üzgünüm...
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 

Türkler ağaçlara öyle hürmet ederler ki...

elif şafak ile ilgili görsel sonucuKANIKSADIĞIMIZ için düşünmüyoruz ama aslında dilimizdeki en eski kelimelerden biridir "ağaç". Yüzyıllar boyunca bu kadar çok değişim geçiren bir dilin içindeki en kadim ve en köklü sözcüklerden. Ağaç dediğin mübarekti eskiden. Şimdi inanması zor gelse de...
Koskoca Osmanlı, tarihi bir çınar ağacı rüyası değil midir? Osman Gazi'nin hayalinden yeşeren. Dalları semaya doğru... İstanbul'un sokaklarını gözünüzün önüne getirin. İsmini ağaçlardan alan kaç sokağa ve yola rastlayacaksınız.
Sadece onlar mı? Mahalleler ve semtler de öyle: Fıstıkağacı, Fındıklı, güzelim Çınaraltı, Vişnezade, Sıraselviler, Acıbadem ve diğerleri... Yaşadığımız şehrin, taşıdığımız tarihsel mirasın ayrılmaz parçası ağaçlar. Lakin ne kadar azlar. Ve ne kadar yalnızlar.

*
Evliya Çelebi anlata anlata bitiremezdi İstanbul'un yeşilin her tonuna sahip ormanlarını. Fatih Sultan Mehmed, şehr-i şehirde hiç kimsenin değil ağaç kesmek bir dala zarar vermesini dahi istemezdi. Bunu engellemek için, "Ağaç kesenin kellesini alırım" diyecek kadar sertti söylemleri.
Akıllardan silinmedi bunlar. Ve efsane odur ki, Topkapı Sarayı'nı inşa ettirirken sırf bir çınar ağacına dokunmamak için bütün bir mimari düzenlemeyi değiştirtmişti Sultan. Ağaç ile taş arasında seçim yapması gerekince ağacı seçmişti.
Masamda açık bir kitap. Lady Elizabeth Craven' in yazılarını okuyorum ilgiyle. 18. yüzyıl sonları, 19. yüzyıl başlarında yaşayan ve Osmanlı İmparatorluğu'na gelip memleketi yakından gözlemleyerek fikirlerini yazıya döken az sayıda Batılı kadın seyyahtan biri o.
Şöyle diyor bir mektubunda, kaba hatlarıyla: "Türkler ağaçlara o kadar çok hürmet ederler ki bir yerde bir ev inşa etmek isteseler ve orada bir ağaç olsa, sırf ağaca kıymamak için evlerini bile değiştirirler. Ne yapar ne eder ağaçlara dokunmazlar... "
Twitter' dan yazıyorum bu tarihsel bilgiyi. Anında başlıyor yağmaya onlarca tepki. Gençlerden, orta yaşlılardan, her yaştan ve her kesimden. İçlerinde Partilere oy veren de var vermeyen de. Kendine "muhafazakâr" diyen de var, "Kemalist" yahut "liberal" de. Başı kapalı da var açık da. Tüm bu "kategoriler" in ötesinde bir yerde bugün yaşanan protestolar. Çünkü hemen hepimizin içi sızlıyor Gezi Parkı'nda olanlardan ötürü.
Kolay kolay bir atmayan, hemhal olmayan yürekler bu hususta bir atıyor. Ağaçların yanında nöbet tutuyorlar diye gaza maruz kalan gencecik kadınların fotoğrafları dünya ajanslarını dolaşırken bizler, İstanbul'a gönül veren milyonlarca insan kendini çaresiz hissediyor.
"Eskiden ağaçlara kıymet verdiğimize inanması zor" diyor bir okurum. Bir başkası soruyor: "Bu kadar mı değiştik?"
*Siyasetçiler elbette kararlar alır ve bunları hızla uygulamak isterler. Bu politikanın doğası gereği böyle. Ancak alınan bir karara halkın yoğun tepki gösterdiğine tanık olunca o uygulamayı yeniden değerlendirmek başlı başına bir siyasi olgunluk göstergesi değil midir?
Şehirler, orada yaşayan insanlardan bağımsız ve ayrık, velhasıl insanlara rağmen gelişemez ki... İstanbul'u sevmek ortak paydamız.
Bu şehre sevdalı mimarların, sanatçıların, sanat tarihçilerinin, öğrencilerin, ev kadınlarının, yani tek tek bizlerin nasıl bir şehirde yaşamak istediğimizin ve Gezi Parkı'nı seviyor oluşumuzun hiçbir
harbiyesi yok mudur siyaset katında? Bunu anlamaktan acizim...
 
Alıntı : Elif Şafak, Haber Türk

https://youtu.be/_AQWE1Hd94A                                               https://youtu.be/kKdMJvpPmes


                                                           

Günün Sözü :

AĞAÇ KESİMİ İLE İLGİLİ SÖZLER ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
30 Temmuz, 017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu







MODERN HAYAT İÇİN 10 ERDEM
modern hayat resim ile ilgili görsel sonucu




















Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü yazımıza iki farklı tavsiye yazısıyla devam etmek ve bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk on maddelik tavsiyemizde hayatta mutlaka başarılı olmak isteyenlere yönelik bazı önerilerde  bulunulmuş, bu on maddelik tavsiyeler daha akla yatkın, daha kolay uygulanabilir nitelikte gibi.

İkinci yazımızdaki on maddelik tavsiye yazısı bize  sayın Nil  Karaibrahimgilden gelmiş, bu maddelerin hepsinin bugünkü şartlarda uygulanması biraz zor gibi gözükse de, benim sizlere tavsiyem en kolay olan maddeden başlamak üzere hemen hayata  geçebilirsek büyük bir başarı olur...

Mutlaka Başarılı Olmak İsteyenler İçin 10 Önemli Tavsiye 

  1. İsimleri unutmamayı öğrenin.
  2. Rahat bir insan ol ki insanlar seninle birlikteyken sıkıntı duymasın.
  3. Telaşsız, sakin bir insan ol ki etrafındaki olayları sağlıklı değerlendirebilesin
  4. Bencil olma. Çevrende her şeyi biliyorum  havası uyandırma.
  5. Her şeyle ilgili ol ki insanlar seninle olmaktan istifade etsinler.
  6. Kişiliğindeki “derme çatma” özellikleri bulup onlardan kurtulmaya çalış. İnce düşün
  7. Dürüst bir insan olarak kafandaki yanlış anlamalardan kurtulmaya çalış. İçindeki kötü düşünceleri kaldırıp at.
  8. Samimi bir şekilde yapmayı öğrenene kadar insanlardan hoşlanmayı ve onları sevmeye çalış.
  9. Bir kişinin başarısı karşısında onu tebrik etmek ve üzüntülü durumlarda taziyelerini bildirme fırsatını hiçbir zaman kaçırma.
  10. İnsanlara manevi güç ver. Onlarda sana içten karşılık verir.

Alıntı : ayyildizdanişmanlik.com

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 

" Sadece güneşli günlerde yürürsen, istediğin yere varamazsın "
 Paulo Coelho

Kim olursak olalım, zalim olma, kibirli olma hakkını kendimizde görenlerimiz dahi, hayat yolunda giderken uğrunda savaş vermeye hazır olduğumuz değerlerimiz olmalı.

Hayat öyle gelişi güzel yaşanacak bir şey değil. Düşünerek, severek, içine çekerek, etrafa faydalı olarak ve bir yandan da kendini ortaya koyarak yapıldığında bir şeye benziyor.
Yoksa günler, biliyorsunuz işte, sabahtan akşama önümüzde uzanıyor, biz de içinden geçip gidiyoruz.
Günü bitirmek mesele değil, o çok kolay, günü nasıl yaşadığın, hangi değerlerin notalarına basabildiğin mühim.
Bir sonraki gününü, bugününden farklılaştıracak yegane güç bu erdemlerde.
Sık sık, giderken nelere sıkı sıkı tutunmalı diye düşünürken karşıma güzel bir liste çıktı. Çok beğendim.
Belki, özellikle bugünlerde, size de kılavuz olur diye aktarıyorum.

Modern hayat için 10 erdem listesi:

1. Direnme gücü: Etraf karardığında da, yola devam etme gücü. Her şeyin ters yüz edilebilirliğine olan inancı kaybetmemek. Kendi korkularınla başkalarını da korkutmamak. Çok güzel bir laf vardı, “Sadece güneşli günlerde yürürsen, gideceğin yere varamazsın” diye, onu unutmamak.
2. Empati: Bir başkasının acısını, derdini içine almak, seninmiş gibi yapmak. Hatta yapabiliyorsan, kendine bir de onun gözünden bakmak. Her şey sen değil.
3. Sabır:
Modern çağ bizi tahammülsüzlüğe, hıza bağımlı kıldı. Halbuki, her şeyin her zaman mükemmel gitmediği bilgisini yutarsak, sabırla her şeyi işlemek mümkün. Onun en güzel lafını biliyorsunuz: Sabreden derviş muradına ermiş.
sadece güneşli günlerde yürürsen hedefe ulaşamazsın ile ilgili görsel sonucu4. Fedakârlık: Genlerimizde bencillik kadar fedakârlık da var. Türümüzün devamı için, grup için fedakârlıklar yapmışız hep. Yoksa birini sevemez, aile kuramaz, dünyayı kurtaran adam olmayı isteyemezdik. Fedakârlık yapan, yapmayandan öne geçer.
5. Kibarlık: Bu nereden çıktı diyeceksiniz. Özellikle Türkiye’de pek prim yapmayan, zayıflık gibi algılanan bir şey. Halbuki medeniyet, başkalarına saygı göstererek, konuşma ve hareketlerine üslup katarak kuruluyor. Tolerans gibi biraz. Seninle aynı fikirde olmayanla bile, bir arada gerilimsiz durmanı sağlar.
6. Mizah: Kendisiyle dalga geçmeyen ve geçirtmeyen insanlar çok sıkıcı. Mizah, üzüntüyle baş etmenin en etkili yolu. Aslında hep hayal kırıklığından besleniyor. Mizah hep şu uçurumlarda köprü kuruyor: Olanla, olmasını istediğimiz arasındaki uçurumda; hayalimizdeki bizle gerçek biz uçurumunda; başkaları hakkında düşündüklerimizle başkalarının nasıl olduğu arasında. Bu uçurumlara düşmek yerine, dalgayla geçsek üzerinden daha erdemli olmuş olmaz mıyız?
7. Kendini bilmek: İki şansımız var. Ya kendimizi bilmeyip her şeyi başkalarından bileceğiz ya da kendimizi bileceğiz. Büyük insanların çuvaldızı hep kendilerine batırmaları bundan. Bizim dışımızda suçlanacak biri, çoğu zaman yok.
8. Affetmek: Birini affetmek için, Hindistan’a aşramlara gidip’ saatlerce kıpırdamadan oturup gözyaşı dökenler gördüm. Büyük hafızayı yakmak istiyorlardı. Halbuki, bir uçan balonu bırakır gibi affetmek mümkün. Kolay değil ama erdemli olmak kolay değil zaten. Hataları silmeyenler, yeni bir şey yazamıyor.
9. Umut: Karamsarlık derin, iyimserlik yüzeysel sayılıyor. İyimserler kör, duyarsız sayılıyor. Halbuki umut, bugünün yarının silik bir eskizi olduğunu hatırlamak. Ki öyle. Yarın hep daha güzel. Bu rüzgarı alanın, yelkenleri dolar.
10. Kendine güven: Çoğu büyük hayal, sırf güvensizlik yüzünden hayal kalır. Hayatın kısa olduğunu bilip, riski alan madalyasını kazanır. Kendine güven kibir değildir, cesaret etmektir.

Bir pazartesi de bütün bu erdemleri düşünmek için güzel bir gündür.

Nil Karaibrahimgil
Hürriyet
 
sadece güneşli günlerde yürürsen hedefe ulaşamazsın ile ilgili görsel sonucuGünün Sözü :








türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu

 



HAYATA Bİ MOLA
İlgili resim































Merhaba Gönül Dostlarım,

Ne yazık ki hayat hiç bir zaman bir anlık molaya bile izin vermez.. Ana rahiminden çıkıp mezara gidinceye kadar devamlı efor sarf etmek zorundayız beynimiz ve bedenimiz çalıştığı sürece.. Yalnız makineye bağlı yaşamaya çalıştığımızda mola vermiş oluruz ama o da hayattan sayılmaz.. Önemli olan yorgunluğun istediğimiz gibi mutlu , sağlıklı ve huzurlu olmasıdır..

hayata bir mola ver resim ile ilgili görsel sonucu" Üzerinde yaşadığımız dünya sonsuz nimetler barındırır bizim için. Dünyanın içinde akıp giden düzeni hayranlıkla seyreder ve çoğu zaman bu düzenin hep aynı şekilde seyredeceğini düşünerek hiç umulmadık bir anda gelir doğal felaketler, ölümün sessiz gelişi gibi... Birden bire allak bullak olur hayatımız. Sağ kalma şansına sahip olanların pek çoğunda ise maddi kayıpların yanısıra hep "keşkeler" yaşanır. Bambaşka olur hayata bakışımız bile; doğan güneşe, uçan kuşa, açan çiçeğe bir başka gözle bakar, bir başka huzurla doldururuz içimizi. Kararlar alırız bundan sonra kalan hayatımızı daha anlamlı ve değerli kılabilmek adına."

Alıntı : kişiselgelişim.com

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın.. 

HAYATA Bİ MOLA

hayata bir mola ver resim ile ilgili görsel sonucuBazen her şeyden kaçası gelir insanın. Başka diyarlar keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni yaşamlar yaşanmışlıklar görmek ister. Yeter ki gideceği yer şuan bulunduğu yerden ve insanlardan faklı olsun. Tek isteği budur. Ya hayat monotonlaşmıştır ya da dönüm noktalarının birindedir. Kaçmak ister sadece kaçmak. Yalnız başına… Bazılarımız her şeyden uzaklaşma isteğini gerçeğe dönüştürebilecek kadar şanslıyken, bazılarımız sürekli değişen ruh halleri ve tavırlarıyla bu dönemi atlatmaya çalışır. Kendiyle hesaplaşmadan, bir şeyleri değiştirme fırsatı bulmadan zaman sarmış gibi görünür yaralarını.
Geçen gün gazetede ilgimi çeken ve bu konuyla alakalı bir yazı okudum. İngiltere başta olmak üzere , Avrupa ülkelerinde ABD ve Avustralya ‘da insanlar hayatlarının yönünü değiştirecek kararlar almadan önce ya da bir dönemi kapatıp yeni bir döneme başlamadan önce kendilerine 1 yıllık dinlenme – yenilenme zamanı ayırıyorlarmış. Geap Year ( Boş Yıl) olarak adlandırdıkları bu zaman dilimi içerisinde yeni şeyler öğrenmek ,farklı yaşamlara konuk olmak , gönüllü işlerde faaliyet göstermek , ilgili oldukları konularda kendilerini geliştirmek gibi uğraşlarla ilgilenerek kendilerini yeni yaşamlarına hazırlıyorlarmış.
Düşündüm de ülkemizde ancak emekliliğe ayrıldıktan sonra bu fırsatı bulabiliyoruz. Senelerce iyi bir üniversiteye kapağı atmak için okul-dershane-ev üçgeninden dışarı çıkamıyoruz nerdeyse. Tam üniversiteye kapağı atıyoruz her şey bitti derken iyi bir dereceyle okulu bitirmek, mezun olur olmaz iş bulabilmek için donanımlı hale gelmek gibi hedef ve endişelerle geçiyor yıllar. Tabi bu arada biz kendimizi unutuyoruz, bize kendimizi unutturuyorlar ne yazık ki.

Dünya turuna çıkmak, bir de hayata fotoğraf makinesinin objektifinden bakabilmek, bir an için kendini unutup diğer insanlar için bir şeyler yapmak, Sahra çölünde kendini kaybedip yok olmak, hiç olabilmek…Bunları doğru zamanda ve doğru yaşta yapabilme cesaretine sahip o kadar az insan var ki . Çoğumuz bize dayattırılan hayatı yaşıyoruz sorgulamadan .En önemli kararlarımızı oldu-bittiye getirerek alıyoruz. Hata yapıyoruz hem de çok. Farkına yıllar sonra varsak da ödünç hayatlar yaşıyoruz
Mesela üniversiteyi kazandıktan sonra okulu 1 seneliğine dondurup “HAYATA Bİ MOLA” diyebilsek, liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavına hazırlanmadan önce kendi içimize yolculuk yapabileceğimiz diyarlara kaçabilsek. Belki o zaman gelecekle ilgili daha doğru kararlar alırız. Herkes kendini iyi tanır, meslek seçimini doğru yapar ve işini sevmeyen insanların sayısı azalır belki. Evlilik kararı almadan önce bir molaya ne dersiniz ? “İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür” demiş Eflatun. Çok şey istemiyorum aslında. Sadece “HAYATA Bİ MOLA”
Yazan/Gönderen : Merve Işıl KAYA / Teşekkürler ;)
Kaynak : http://www.kendinigelistir.com/hayata-bir-mola-verebilir-miyiz/#ixzz4nfZqwN


https://youtu.be/SCMklY8a5p4

hayat ile ilgili video ile ilgili video

Günün Sözü:

hayat ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
26 Temmuz, 2017, Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu




EL DEYİP GEÇMEMEK GEREK
 
 
Merhaba Gönül Dostlarım,
 
Bugün bir başka Belgin Eryavuz yazısı ile tekrar birlikteyiz. İlginç bir konu, bazılarımızın merakla takip ettiği ve öğrenmek istediği bu konuya daha detaylı bir  açıklık getirmeye çalışacağız.
Küçüklük çağlarımızdan başlamak üzere ellerimizden birini daha fazla yorarız bunun da nedeni alışkanlığımız olan elimizden birini diğerine göre daha sık tercih etmemizden  kaynaklanır. Bizim buradan sizlerin hangi el tercihini kullandığınızı bilmemiz tabi ki olanak dışı, fakat konuyu daha  detaylı bir şekilde sizlerle birlikte paylaşmak istedim.
 
İnsanın büyümesi sırasında fark ettiği ilk özelliklerinden biri, el ve ayak kullanım tercihidir. Hepimiz küçüklüğümüzden beri sağlak veya solak olmamız konusunu en azından bir defa konuştuğumuzu hatırlarız. Hatta bazı okullarda veya dershanelerdeki sıralar sağlak ve solak olarak iki ayrı şekilde tasarlanmaktadır. Bu yazımızda, el tercihi ya da ellilik olarak bilinen bu konuya ve bunun evrimine değineceğiz.

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın..  
 
EL DEYİP GEÇMEMEK GEREK
sağ ve sol  elli insan resim ile ilgili görsel sonucu
Hepimiz bize bahşedilen bedeni ve aklı maharetle kullanmaya çalışıyoruz. Doğuştan bize armağan olan özelliklerimizle tanışmamız zaman alsa da; bedenimizin her bir parçasını sağlıklı tutmak, korumak ve geliştirmek için özen gösteriyoruz.
Bunlardan bir tanesi de ellerimiz. El deyip geçmemek gerek. İki elimiz var. Ama bir tanesini daha ağırlıklı olarak kullanıyoruz.
Peki neden dersiniz?
Çünkü uzmanlar genetik olarak ve doğuştan itibaren beynimizin; belli bir elimizi kullanacak şekilde özelleştiğini belirtiyor.

 
Yumulu ellerimizi açık tutmaya başladığımız 3.aydan itibaren başlayan keşfimizde; 5.ayla beraber ellerimizi kullanmaya başlıyoruz. Geçen zaman içinde de farkında olmadan bir elimizi daha çok kullanıyoruz.
Kimimiz sağ elini kimimiz ise sol elini kullanırken çok daha rahat. Görevleri yerine getirirken gereken hızı ve düzeni onunla sağlıyor.
 
Dünya genelinde elde edilen verilere göre; insanların yaklaşık yüzde70 gibi büyük bir kısmı sağlak. Yani sağ elini kullanıyor.
Yaklaşık yüzde 10’nu solak. Yani tercihlerini sol elden yana yapmışlar. Ama hepsi bu kadarla sınırlı değil.
Hem sağ hem de sol elini karışık olarak kullanan, yani bizler gibi zorlanma yaşamadan değiştiren insanların durumuna ‘Karışık ellilik’ deniyor. Sayıları solaklardan daha fazla. Neredeyse yüzde 20 civarında. Farkındalıkla ve biraz da sabır ve denemeyle öğrenilebilir bir durum olsa da; bir elin kullanımı yine de diğerinden daha ön planda.

 
Bunun tam tersi, iki elini beraber kullanırken kafa karışıklığı yaşayan, süratli ve düzenli olamayan küçük bir grup var. Onlara ‘Ambilevöz’ deniyor.  
Konumun ana kaynağı ise son grupta. Onlar doğuştan itibaren her iki elini de AYNI ANDA, aynı başarı ve hızlılıkta kullanan kişiler. ‘Çift elli - Ambidekster’ olarak anılıyor. Sayıları oldukça az olan bu kişiler becerilerini sonradan öğrenmedikleri için, her işte başarılı oluyor. Çoğu da dahi sınıfında zaten.
Peki hiç gözlemlediniz mi evcil hayvanlar, kedi ve köpekler nasıl davranıyor acaba? 
Ya da diğer canlılar? Onların da bir tercihleri oluyor mu?

Yapılan bilimsel araştırmalar; her canlının bir elini kullanmaya meyilli olduğunu göstermiş. Ancak oranlar biz insanlar gibi dengesiz değil. Neredeyse yarı yarıya.
Şimdi gelelim elimizi yönlendiren ve el kaslarımıza hareket emrini veren beynimize.

 
Biliyoruz ki; iki yarı küreden oluşan beynimizde bazı özellikler sağ, bazı özellikler sol yarı kürede özelleşiyor. Yani bir anlamda aralarında iş bölümü yapılıyor. Bununla alakalı olarak; beynimizin sol yarımküresi bedenimizin sağ yanını, sağ yarımküresi ise sol yanını kontrol ediyor.
Beyin üzerinde yapılan sayısız araştırma, pek çok teoriyi de gün yüzüne çıkarmış. Bu teoriler dil ile el tercihi arasında belirli bir ilişki bulunduğunda hemfikir. Ancak nedeni konusunda henüz kesin bir sonuca ulaşılabilmiş değil. Ve bu amaçla incelemelere devam ediliyor. Beynin evrim araştırmaları sonuçlandığında daha net bilgilere kavuşacağımız ise kesin. Ben her zaman ki gibi merakla bekliyor olacağım.
Elimizde tam kesin veriler olmamakla beraber; zeka konusunda solakların, sağlaklardan 1 puan önde olduğu belirtiliyor.
Ama aramızda çok daha özel olanlar var.  Zeki, yaratıcı, çalışkan, sabırlı, disiplinli olan bu kişiler birer deha. Üstelik hepsi AMBİDEKSTER.
Yaptıklarıyla, bıraktıkları eserlerle, yaşadıkları dönem içinde verdikleri mücadele ve çalışmalarla hep hatırlanıyorlar.
Onlar kim mi?
İtalyan Leonardo Da Vinci ilk sırada. Rönesans döneminin bu önemli filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, hazerfanı tam bir ambidekster.
Aynı anda her iki eli ile hızlı bir şekilde yazı yazabiliyor. Veya bir eli ile teknik çizimler yaparken, diğer eli ile resim üstünde gerekli yerlere yazı yazabiliyor.
Sağ eli ile yazdıkları, aynı anda kullandığı sol eli ile yazılmış metnin aynadaki bir yansıması. Dolayısıyla bir metni ve tersini yazma ve okuma yeteneğine ‘Da Vinci’ ismi verilmiş.
Diğer bir ambidekster 20. yüzyıl yaşamını icatlarıyla renklendiren Amerikalı mucit ve iş adamı Thomas Alva Edison.
Bir başka ünlü deha ve ambidekster, eserleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran İspanyol ressam ve heykeltıraş Pablo Picasso.
19. yüzyılın en büyük bilim adamlarından bir tanesi olan İngiliz fizikçi ve kimyacı Michael Faraday’ı unutmak olmaz elbette.


Son olarak Rusya’da Leonardo da Vinci’nin yeteneklerine benzer özellikleri olan Viktor Tkaçenko’dan söz etmek isterim. Halen Sibirya’da yaşayan 57 yaşındaki Tkaçenko, aynı anda her iki eliyle da yazabiliyor. Son derece hızlı yazmasına rağmen yazısı düzenli ve anlaşılır. Buradaki ilginç nokta ise bu yeteneğinden ancak yıllar sonra; Da Vinci’nin benzersiz yetenekleriyle ilgili bir yazıyı okuyunca fark etmiş olması.
Kim bilir belki bizim aramızda da böylesi güzel yeteneklere sahip kişiler vardır. Beyin kıvrımlarını sonuna kadar zorlayan, yeteneklerinin farkında olan, onları geliştirmek için çabalayan herkese selam olsun.
 
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ, 28.06.2017
Günün Sözü :

sağ ve sol  elli insan sözler ile ilgili görsel sonucu

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
25 Temmuz, 2017,  Antalya

türkiye simgesi resim ile ilgili görsel sonucu