110 yıl GÜLÜMSEMEK DİLE KOLAY (2/2)


gülümseyen yaşlı insanlar resmi ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

" 110 yıl Gülümsemek Dile Kolay"  başlığı altında yayınladığım yazımın, bugün ikinci bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yazımızın başaktörü bayan Alice Herz Sommer bu bölümde bizlere uzun bir yaşam sürmenin en önemli sırlarından birinin,
" İYİMSERLİK. Her şeyi iyi tarafından görmek. Başkalarına karşı nasıl davranırsanız onlar da size o şekilde davranırlar.’’

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

 
110 yıl GÜLÜMSEMEK DİLE KOLAY (2/2)
23 Ekim 2017 Pazartesi

Böylesi vahim bir tablonun tam ortasında ise; herkese ilham ve neşe kaynağı olan çocuklu; genç bir kadın.
Nasıl da özel bir tablo değil mi?
Kurak çöldeki masmavi bir su damlası kadar da olsa, yüreği kocaman.
Peki bunu başarırken, oğlunu tüm bu travmalardan nasıl korur dersiniz?

 
Orada oğluna kocaman bir tiyatro sahnesinde olduklarını hayal etmesini söyler. 
Üstelik uslu durduğunda bazı oyunlarda rol alabileceğini de sözlerine ekler. Yani oğluyla beraber bir iyimserlik oyunu oynarlar. Yaşadıkları tüm zorlayıcı şartların gelip geçici olduğuna inanırlar ve sonuçta beraberce başarırlar.
Hayata gülümseyen; hep iyi olan tarafa bakan;  kendilerine eziyet çektiren Nazilerden dahi nefret etmeyen; zor şartlara teşekkür edebilen; hayatın zor anlarında yaşamın bir hediye, nimet olduğunu asla unutmayan; her şeyden öğrenecek bilgi kırıntıları çıkaran; belki de şikayet etmeyi bilmeyen MUHTEŞEM bir kadın karşımızdaki.
Kamptan çıktıktan sonra da zorluklar devam eder. Ama asla yılmaz. Kendisine inat tam bir PESİMİST olan ikiz kız kardeşi ve oğlu ile İsrail'e taşınır.
1986 yılına kadar Kudüs Konservatuarı'nda çalışır.
Daha sonra Londra'ya geçer. Bir çello sanatçısı olan oğlunu 2001'de kaybeder. Acısını içine gömer. Hayatına devam eder. Bu arada o çok sevdiği müziğe olan tutkusunu hiç kaybetmez.

 

Yaşamını konu alan ve Oscar ödüllü yönetmen Malcolm Clarke tarafından belgesel olarak çekilen "The Lady in Number 6: Music Saved My Life" isimli filmi ile pek çok kişiye ilham olur.
Tam 103 yaşındayken ‘A Garden of Eden in Hell Cehennemdeki Cennet Bahçesi’ isimli kitabını yazar. Bu kitapla dünya üzerinde daha çok kalbe ulaşmanın mutluluğunu yakalar.
107 yaşına geldiğinde bile, günde üç kez piyano egzersizi yapacak kadar dinç ve öz disipline sahiptir.
ani böylesi hayatlardan bahsedilirken ‘Mucize Yaşamlar’ denir ya.
Hayır.
Bence o kendi mucizesini kendisi yaratmış; hem de tırnaklarıyla tutsaklığın en dip noktasındayken; savaşarak.
Umut etmekten asla vazgeçmeyen; her yeni güne mucize olarak bakan; kötülerdense iyi olanlara odaklanan; hayata karşı her zaman minnet dolu olan; şakacı, zeki, nüktedan ve hep gülümseyen bu kadını çok sevdim ben. Bir vesile ile tanışmaktan da büyük mutluluk duydum.

Ya sizler?
Hadi gelin son sözleri ona bırakalım. Her satırını kalbimizde saklayalım ve hiç unutmadan uygulamaya çalışalım. Olmaz mı?
‘’İyi ve kötü, tarih öncesi zamanlardan beri iç içeydi. Önemli olan, kötü ile nasıl başa çıktığımız, ona nasıl tepki verdiğimizdir.
Belki uzun bir yaşam sürmenin sırrı da bu.
İYİMSERLİK.
Her şeyi iyi tarafından görmek.
Başkalarına karşı nasıl davranırsanız onlar da size o şekilde davranırlar.’’
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ
22.08.2017




110 yıl GÜLÜMSEMEK DİLE KOLAY (1/2)

İlgili resim


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugün sizlerle  Belgin Eryavuz' un güzel bir yazısını paylaşacağım. Yazıda  daha önceki yıllarda yaşanmış olan gerçek bir hayat hikayesi anlatılmış. Yazının uzun bir hikaye olması nedeniyle bugün ve yarın olmak üzere sizlere iki bölüm halinde sunmaya çalışacağız. Ama önce uzmanların  gülümseme ile ilgili yapmış oldukları araştırmalar sonucunda elde ettikleri bazı ilginç sonuçları hep birlikte görelim.



Yapılan bir araştırmaya göre insanların en çok orta yaşlarında mutsuzlaştığını belirledi. Yani 40lı yaşlarına geçişte yaşanan psikolojik eşiklerin en zor döneminde. Genelde bu yaşlarda kişi şimdiye kadar yaptıklarını sorgulamaya, renklerle dolu hayatının 
artık rutinleşerek grileştiğini düşünmeye başlar. Kendini, işini, sosyalliğini, ailesini sorguladıkça farklı ruh hallerine; karmaşık duygulara bürünür.

Örneğin akranlarının ölüm haberlerini duymak kişiyi üzmekle bırakmaz başına gelebileceğinden bu olasılığa yaklaşmış olmaktan, yaşlandığını hissetmekten korkmaya başlamasına neden olur.
O yaşına kadar bastırılmış bütün duyguları için , kırıldığı için, üzüldüğü için, ağladığı günler için, mutsuz günleri için üzülür. Geçen yıllarına üzülür, iyi değerlendiremediğini düşünür çünkü.

Ancak o eşiği aştıktan sonra yeniden doğmuşçasına mutluluğu yeniden yakalarlar. Orta yaş  bunalımına girmemek için sahip olduğunuz manevi değerlerinizi düşünerek başlayabilirsiniz. Sağlığınız yerinde mi, sevdiklerinizin kaçı yanında, kaç tane gerçek dostunuz var, sevildiğinizi hissettiriyorlar mı size? Önemli olan bunlar..

Yaşlandığını kabul eden,

" Yaşlandıkça Mutlu Olan İnsanlar Mutlu Ölür! "
 

 
(yenibirhedef.com'dan alıntıdır.)
 
Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

110 yıl GÜLÜMSEMEK DİLE KOLAY (1/2)

23 Ekim 2017 Pazartesi
 
Yaşama hakkını veren, elindeki o muhteşem armağan paketini özenle açıp; her bir detayı ile dünyaya GÜLÜMSEYEN insanları seviyorum ben.
Onların hayata bakışlarından, yaşam tarzlarından edineceğimiz minicik tüyolar olduğuna da inanıyorum.
İşte bugünkü yazımın kahramanı böylesi bir kadın.
İsmi Alice Herz Sommer.
Tam tamına 110 yıl yaşamış. Ama onu gerçek kahraman yapan yaşı değil.
O kendi tanımıyla tam bir OPTİMİSTİK.


Kendisine sunulan yaşam paketinin içindeki acıların fazlalığına kafa yormamış. 

Sadece ve sadece hepsine GÜLÜMSEMİŞ, hem de tüm hayatı boyunca; dile kolay 110 yıl gülümsemek…

Onu tanımaya, yaşamına göz atmaya var mısınız?
Bu muhteşem kadın 26 Kasım 1903'te Prag’da doğdu.
2014 yılında Londra'da tedavi gördüğü hastanede yaşamına veda etti.
Kendisi bir Yahudi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazilerin Yahudilere uyguladığı soykırımdan sadece bedenen değil, ruhen de kurtulmayı başaran ender kişilerden bir tanesi.
Aynı zamanda son derece yetenekli bir müzisyen.
Babası başarılı bir tüccar. Annesi ise ünlü sanatçıların ve yazarların çevresinden gelen, yüksek tahsilli bir kadın.
Kitap ve konserlerle dolu dünyasında; ikiz kız kardeşiyle beraber; güvenli ve huzurlu bir ortamda büyüdü.
Henüz 5 yaşında piyano çalmayı öğrendi. Eğitimini çok sevdiği bu dal üzerinde yaptı.
Kendisi gibi müzisyen olan eşi Leopold Sommer ile hayatını birleştirdi.  Mutluluğunu, aralarına katılan oğlu Raphael Rafi ile taçlandırdı. 
Ancak ahenk dolu yaşamı 1943 yılına kadar sürdü.
Dünyanın karmakarışık olduğu, savaşın acımasızlığının her yerde görüldüğü zamanlardı. Ve bizim güzel ailemizin yolu, Prag'dan Terezin' deki Nazi Toplama Kampı'na doğru kaydı.

Burası çok sıkı korunan, her türlü zalimliğin kol gezdiği bir azınlık yerleşkesinden farksızdı. Doğudaki meşhur Auschwitz toplu katliam merkezine gitmeden önceki son duraktı.
Eşini, anne ve babasını bu kamplarda kaybedince; oğlu ile bir başına kaldı. Tam 2 yıl kendisiyle aynı kaderi paylaşan 140 bin Yahudi ile beraber yaşadı.
Tabii buna yaşamak denirse…
Duygusal travma yaratacak kadar zorlayıcı şartlar, dondurucu soğuk, lime lime olmuş ve sadece bedenlerini örtmeye yarayan giysiler, nefes alır gibi uygulanan ağır eziyetler, açlık, gözlerinin önünde idam edilen pek çok insan, zamanla baş gösteren hastalıklar ve diğerleri… (devamı 2/2’ de)


Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ, 22.08.2017

Günün Sözü :

gülümsemekle ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
24 Ekim, Antalya





 "Bİ" LİRAN VAR MI ?

cover


Merhaba Gönül Dostlarım,

Sizlerle, bugüne kadar  hiç yazmadığım ve çocuklarımızı, gençlerimizi ve gelecekteki nesillerimizi ilgilendiren  çok önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum. Son yıllarda sokaklarda oldukça sık rastlanan uyuşturucu bağımlıları toplumu derin bir üzüntüye iterken, Uyuşturucu ve uyarıcı kullananların yaşı 13' e kadar düşen ülkemizde, uyuşturucu maddeler ile ilgili yanlış bilgiler, birçok kişinin yaşamına mal oluyor. Madde bağımlılığından asla kurtulamayacağını sanan gençler tedavi yerine aşırı dozu tercih ederek, yaşamını yitiriyor.
Çok çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü rakamların ortaya çıktığı araştırma üzerine harekete geçen yetkililer okullarda denetimi büyük oranda artırma kararı aldı. Bu konuda ailelere de önemli görevler düşüyor. Toplum olarak bu konuyu göz ardı etmeyelim ve daha duyarlı olalım  lütfen...
Uyuşturucu ve bağımlılıkla ilgili yazılması ve yapılması gereken o kadar çok şey var ki benim bunu tek bir sayfada anlatabilmem mümkün değil, isterseniz  bundan sonraki yazılarımda konu hakkında daha detaylı bilgiler verebilirim.

uyuşturucu ile ilgili görseller ile ilgili görsel sonucu
UYUŞTURUCUDAN YATAN HASTA SAYISI YÜZDE 381 ARTTI
Aynı verilere göre son 10 yıl içinde uyuşturucudan yatan hasta sayısının yüzde 381 oranında arttığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bunların yüzde 11’inin 15 yaşın altındaki çocuklardan oluştuğunu ifade etti. Gürer, uyuşturucudan yatan hastaların yüzde 40’ının 15-19 yaş aralığında, yüzde 30’unun 20-24 yaş aralığında ve yüzde 11’nin ise 25-29 yaş aralığında olduğunu söyledi. Sorunun emniyetle, eğitimle, aileyle ve kurulların işbirliğiyle çözülebileceğine dikkat çeken Gürer, “Ne yazık ki kâğıt üzerinde çok şey söylendiği doğru, bununla ilgili yapılanlar da var. Özellikle narkotiğin bu konudaki uzman olan ekiplerinin okullarda ailelere, kurumlara verdiği eğitimler de bulunuyor. Ne var ki bütün bunlara rağmen sorun çok ciddi” diye konuştu.
Alıntı : everensel.net

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Yeşilay bu alanda 97 Yıldır mücadele vermekte...
 Bu zamana kadar çeşitli etkinliklerle  bir farkındalık yarata bilme konusunda çeşitli etkinliler düzenlenmiştir.
Bunlardan birini dün akşam bu alanda 97 yıldır mücadele eden Yeşilay, “Bi’ liran var mı?” isimli bir kampanya başlattı. ‘Bağımlılığa değil, bağımlılıkla mücadeleye destek olun’ çağrısında bulunan Yeşilay, 21 Ekim’de, Bakırköy Meydanı’nda, Kral Pop medya sponsorluğunda rap müzik sanatçısı Ceza ile konser verdi.

https://youtu.be/wgPv3OskP0g

Türkiye’nin en önemli sağlık sorunları haline dönüşen uyuşturucu bağımlılığı, sokaklara yansıyan görüntülerin artması toplumda derin bir üzüntüye neden oluyor. 97 yıldır bu alanda mücadele eden Yeşilay, bu mücadelede halkın desteğini yanında hissetmek amacıyla “Bi’ liran var mı” isimli bir bağış kampanyası başlattı. Para vererek farkında olmadan kişilerin bağımlık yapıcı maddeye ulaşmasını kolaylaştıran vatandaşlara ‘Bağımlılığa değil, bağımlılıkla mücadeleye destek olun’ çağrısında bulunan Yeşilay, kampanyadan elde edilecek bağışlar ile uyuşturucu bağımlılarını hayata kazandıran YEDAM’ ların yaygınlaştırılması sağlanacak. Kampanya kapsamında Yeşilay, 21 Ekim’de, mücadelede farkındalık oluşturmak amacıyla bir etkinlik düzenledi.
Bakırköy Meydanında, Kral Pop medya sponsorluğunda gerçekleştirilmiş  olan etkinlikte rap müzik sanatçısı Ceza konser verdi.. Çeşitli aktivitelerin ve sürpriz hediyeli yarışmaların düzenlendiği etkinlik alanında ayrıca 5 metre boyunda 500 parçalık bir puzzle kuruldu. Etkinlik gün boyunca ücretsiz olarak herkese açık olacak bir şekilde devam etti..

"İkinci Adım Yok" Kısa Film Senaryo YarışmasıİSTANBUL (AA) - Uyuşturucu bağımlılığına dikkat çekmek ve mücadelede halkın da desteğini yanlarında hissetmek amacıyla Yeşilay'ın gerçekleştirdiği "Bi' liran var mı" isimli kampanya, rap sanatçısı Ceza'nın "Bağışınız Umut Olsun" konseriyle başladı. Ceza'nın şarkılarına eşlik eden vatandaşlar Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda kurulan 5 metre uzunluğunda ve 500 parçalık dev Puzzle ile de Yeşilay'a destek oldu. Yeşilay'ın kampanyasında bestelediği şarkıyı da konserde seslendiren Ceza, gençlere bağımlılıktan uzak durmaları çağrısında bulundu. Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Akif Seyhan da sokaklarda madde bağımlılarına verilen her 1 lirayla farkında olmadan, onların madde alımının kolaylaştırıldığına dikkati çekti."Bi’ liran var mı?" kampanyasıyla bağışçılar biliranvarmi.com sitesi üzerinden istenilen miktarda bağış yapabiliyor. 1 ya da Yeşilay yazıp, 2423’e SMS gönderen bağışçılar da Yeşilay'a bağışta bulunabiliyor.
Alo 191’ Danışma ve Destek Hattı, 7 gün 24 saat açık ve ücretsiz

Bugünkü uygulamada kendisi uyuşturucu madde kullanan ya da ailesi ve çevresinde uyuşturucu madde kullanan kişiler için hattı aktif hale getirdiklerini belirten yetkililer, bu hattın 7 gün 24 saat açık ve ücretsiz olacağını belirttiler Uyuşturucu ile mücadelenin temelde üç aşaması olduğunu anlatan, bunların önleme, tedavi ve tedavi sonrası rehabilitasyon olduğunu dile getirdiler. Önleme ayağının Alo 191   bu hatla uyuşturucu ile mücadele danışma ve destek hattı projesinin hayata geçirildiğini belirttiler.
 
 Arzu eden okuyucularım,  Ceza Konserinin VTR sinin  bir bölümünü aşağıdaki Linke tıklayarak izleye bilirler.

https://youtu.be/UNryp9yaJ5k         https://youtu.be/MnXd7qiBLAs                             
 
                                                       
 
  Günün Sözü :
" Zehirin beyazı siyahı yoktur, zehirin ortak sonucu vardır.
Bedenini zehirleme, kendine kötülük etme"

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
23 Ekim 2017, Antalya






KELEBEĞİN  RÜYASI...


türk edebiyatının en güzel aşk şiirleri



Merhaba Gönül Dostlarım,

İyi bir hafta sonu geçirmeniz temennisiyle,
Bugün yayınlayacağım Şair ve Yazarlarımızla ilgili yazılarımın  sonuncusu Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk Edebiyatı’nın önde gelen şairlerinden birisi olan Behçet Necatigil.

 Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan yine birbirinden özel ve dinlemekten keyif alacağınız şairlerimizin bir çok  şiirlerini ve yazarlarımızın eserlerini, sizlerden gelen yoğun ilgi üzerine buna benzer tanıtımlarla gelecekteki Blog yazılarımda sizlerle paylaşmaya  devam  edeceğimin sözünü veriyorum.
Taktir edersiniz ki uzun süren seri yazılar bazı okuyuculara zamanla sıkıntı verebiliyor bu nedenle Bloğumda  farklı konularda yazılar sunmak bazen okuyucuya daha fazla ilginç gelebiliyor.

Göstermiş olduğunuz  ilgilerinizden dolayı sonsuz şükranlarımı ve saygılarımı yolluyorum...

Behçet Necatigil (1916 – 1979), sürekli yeniyi arayan, sorgulayan kalemi, gerek içeriksel gerekse de biçimsel anlamda geleneksel şiirin yanı sıra Batı şiirinden beslenen yönelimi, dönem dönem değişen üslup denemeleri ile modern Türk şiirinde önemli bir yere sahiptir.
 Herhangi bir edebi akıma katılmamış; bağımsız bir şair ve fikir adamıdır. Vikipedi

behçet necatigil şiirleri
Doğum tarihi: 16 Nisan 1916, İstanbul
Ölüm tarihi ve yeri: 13 Aralık 1979, İstanbul
Defnedildiği yer: Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul
Oyunlar: Üç Turunçlar
Ebeveynler: Mehmet Necati Gönül, Fatma Bedriye Hanım



EserleriŞiir:
Kapalı Çarşı (1945), Çevre (1951), Evler (1953), Eski Toprak (1956), Arada (1958), Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divance (1965), İki Başına Yürümek (1968), En/Cam (1970), Zebra (1973), Kareler Aklar (1975), Sevgilerde (Seçme Şiirler, 1976), Beyler (1978), Söyleriz (1980)
Düzyazı:
Bile/Yazdı (1979)
Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960)
Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1971)
Radyo oyunları:
Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965), Gece Aşevi (beş oyun, 1967), Üç Turunçlar (altı oyun, 1970), Pencere (dört oyun, 1975)
Aldığı ödüller:
1957 Yeditepe Şiir Armağanı Eski Toprak ile
1964 Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü Yaz Dönemi ile

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Anılar :
Kelebeklerin rüyasını gerçekleştiren şair:
Behçet Necatigil
Dipnot Tablet Yazarı Kenan Taş Kelebeğin Rüyası adlı filmle tekrar gündeme gelen ünlü öğretmen şair Behçet Necatigil’ i öğrencilerine sordu:
behçet necati ile ilgili görsel sonucuKelebeğin Rüyası filminde iki genç şairin hocaları olarak yeniden hayatımıza giren ünlü şair Behçet Necatigil aslında bir edebiyat öğretmeniydi. İstanbul, Zonguldak, Kars gibi farklı şehirlerde öğretmenlik yaptı. İyi öğrenciler yetiştirirken edebiyata meraklı gençler de yetiştirmeyi ihmal etmedi. Şimdilerde pek aşina olmasak da Cumhuriyet döneminden itibaren birçok okulda şairler sanatçılar normal hayatlarını öğretmenlik yaparak geçiriyorlardı. Bu da hem eğitim ve öğretim dünyasına farklı bakış açıları geliştirirken öğrencilerin de hayal dünyalarını zenginleştirdi. Öğretmen Behçet Necatigil özellikle Kabataş Erkek Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı dönemde Türkiye’nin düşünce iklimine sayısız insan kazandırdı.
Herkesin bildiği tanıdığı bir şair olan Behçet Necatigil’ in hayat hikâyesi şiirlerini az çok herkes tarafından biliniyor. Peki ya öğretmen Behçet nasıl biriydi?
Türk şiirinin usta kalemlerinden Hilmi Yavuz Türk basınının usta isimlerinden Hasan Pulur ve uzun yıllardır yurtdışında yaşayan şair ve öykü yazarı Demir Özlü…
Üç öğrencisi öğretmen ve insan olarak Kabataş Erkek Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenleri Behçet Necatigil’ i Dipnot Tablet okurlarına anlattılar…
Alıntı : dipnot.com

Erdal Öz, Behçet Necatigil Sevgilerde Kendi Seçtiği Şiirleri kitabının sunu yazısında şöyle diyor: “Bayılırdık onun şiir okuyuşuna. Küçük, kısık, adamsendeci bir sesle, sözcükleri ağzının bir kıyısından atar gibi, başını sözcüklerin akışına bırakıp savurarak, dizelerinde yarattığı o bağırmayan, alçakgönüllü, güzel sesi bula bula okurdu şiirlerini. Onun şiirleri hep böyle okunmalı bence. Yazdığı şiirleri en güzel okuyan şairimiz belki de odur. Şiirine bu kadar yakışan bir okuyuşu bulan şairimiz azdır. Necatigil belleğimde, yüreğimde, hep sıkılan, çekinen, utanan bir ses olarak kalmıştır şiirleriyle.”
Alıntı : lebelebitozu.com

https://youtu.be/OlEwxsSIitw




Günün Sözü :

behçet necatigil sözleri ile ilgili görsel sonucu


İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
22 Ekim 2017, Antalya

 



SESSİZ  GEMİ...

sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu


Merhaba Gönül Dostlarım,

Bugünkü Şair ve Yazarımız Yahya Kemal Beyatlı. Türk Edebiyat tarihimize ismini altın harflerle yazdıran  Yahya Kemal Beyatlı, Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir.
  Dev Eserleriyle Bir Büyük İstanbul Aşığı:
Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri Divan edebiyatı ile modern şiir arasında köprülük görevi üstlenmiştir. Vikipedi
Tam adı: Ahmed Agâh
Doğum tarihi: 2 Aralık 1884, Üsküp, Makedonya Cumhuriyeti
Ölüm tarihi ve yeri: 1 Kasım 1958, Fatih
Defin tarihi ve yeri: Aşiyan Mezarlığı, İstanbul
Ebeveynler: Naki'ye Agâh, İbrahim Naci Agâh
 Dev Eseriyle Bir Büyük İstanbul Aşığı: Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal Beyatlı Hayatı
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu1884 yılında Üsküp’te doğan Yahya Kemal Beyatlı, bu dönemde Üsküp Belediye Başkanlığı görevinde bulunan İbrahim Naci Bey’in oğludur. Gerçek isminin Ahmed Agâh olduğu bilinmekte olduğu gibi, öğrenim hayatına Üsküp’te başlamış ve daha sonra 1897 yılında Selanik’e göç etmişlerdir. Annesini küçük yaşlardayken verem hastalığından dolayı kaybetmiştir.
Babası yeni bir kadınla evlenmesi üzerine Yahya Kemal Beyatlı Selanik’ten ayrılarak Üsküp’e gitmiştir fakat kısa bir süre sonra tekrar Selanik’e dönmüş, Selanik’te bir süre yaşadıktan sonra eğitimini tamamlamak üzere İstanbul’a gelen Yahya Kemal Beyatlı, Vefa Lisesi’ne kayıt yaptırdı. Lise okuduğu sıralarda edebiyata duyduğu ilgiyle birlikte çeşitli dergilerde yazarlık yapmaya başladı. Fransız edebiyatına duyduğu etki ve İstanbul’daki düşünce engelleri sebebiyle Paris’e gitmiştir ve kısa bir süre sonra 1912 yılında tekrar İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’a dönüşünün ardından birçok ünlü kişilikle birleşerek Dergâh adındaki dergiyi kurmuştur. Bu dergi üzerinde yazdığı yazılarda sürmekte olan Milli mücadeleye destek vermiştir. Politikayla da ilgilenen Yahya Kemal Beyatlı, elçilik ve 4 dönem süren milletvekilliği görevlerini de yerine getirmiştir. Yahya Kemal Beyatlı, 1 Kasım 1958 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
 Şiirleri :
1961- Kendi Gök Kubbemiz, 1962- Eski Şiirin Rüzgarıyla, 1963- Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, 1976- Bitmemiş Şiirler
Yazıları:
1964- Aziz İstanbul, 1966- Eğil Dağlar, 1968- Siyasi ve Edebi Portreler, 1971- Edebiyata Dair,1973- Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım,, 1975- Tarih Musahabeleri, 1977- Mektuplar- Makaleler
 Kaynak : yazilibilgi.com

Önce Kendinizi Sevin  sonra da Sevdiklerinizin ve sahip olduklarınızın değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun... En iyi dileklerimle. Esen kalın... 
Unutmayın ki, sizin beğenmediğiniz yaşantınız, bir başkasının hayali olabilir...

Anıları

Bir Şiir , Bir Hikaye…
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu

https://youtu.be/uQCxieznwIE

Sessiz Gemi
Yahya Kemal, hocalık yaptığı Heybeliada’da Bahriyeli öğrencisi Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’a aşık olur. Celile Hanım da aşkına karşılık verir ve eşinden boşanır. Ancak durumu anlayan genç Nazım Hikmet, hocası Yahya Kemal’e bu durumu onaylamadığını belli eder.
Yahya Kemal, Aşkını kendi ağzından şöyle anlatıyor;
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
Bu kadın yazın adada otururdu…
sessiz gemi resim ile ilgili görsel sonucu
Ben de orada idim…
Deli divane olmuştum…
Sonbahar’ da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi…
1916 Sonbaharı ’nda yine İstanbul’a iniyordu…
Ben müthiş muzdariptim…
Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
O gidinceye kadar Ada dopdolu idi…
Gider gitmez benim için boşalıverirdi…
Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı…
Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
Gitmeyeceğine yemin etmişti…
Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…
Sert bir lodos esiyordu… Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim…
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
Çok para verince biri ikna oldu…
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik…
Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
Yoktu…
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…
Vakit hayli geçti…
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…
Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?
Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım…
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… Geldi haber verdi… Sanki dünyalar benim oldu…
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…
Sabahleyin, doğru eve çıktım… Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… Sarmaşdolaş olduk…”
SESSİZ GEMİ…
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu…
Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir…
Kaynak : eyuboğluvakfi.org.tr


Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul
 

istanbul-silueti-gun-batimi
  Anadoluhisarı’nda bulunan ve daha önceden Kandilli Tepesi olarak bilinen yer, boğazı izleyebileceğiniz en mükemmel noktalardan bir tanesi. Manzarası bile kendine hayran bırakmak için yeterli olan tepe, Yahya Kemal’in şu meşhur dörtlüğünde bahsettiği yermiş üstelik:
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Alıntı : evrengg.blogspot.com.tr


https://youtu.be/P4S_uVrnr7k                                                      https://youtu.be/9viIsMhv25M

youtub endülüste akşam ile ilgili video                                                                                  



                                


Günün Sözü :

yahya kemal beyatlı sözleri ile ilgili görsel sonucu
                        

İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
21 Ekim 2017, Antalya