doğa ve insan çizimleri ile ilgili görsel sonucuİNSAN VE DOĞA  ( 1 )






















Merhaba Değerli Dostlar,

Dünkü,  yazımıza göstermiş olduğunuz görüntülenme ve beğenileriniz tahminimden çok fazla sayılara ulaştı, Konya ilimizin tanıtım yazısına gösterdiğiniz ilgilerinizden dolayı, her okuyucuma ayrı ayrı saygılarımı ve  teşekkürlerimi arz ederim, sağ olun var olun...

Turizm Yörelerimizin Tanıtımı ile ilgili yazılarımızın beklediğimden fazla ilgi görmesi beni sonsuz mutlu etmesinin yanısıra, yaptığımız işin doğruluğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

Bugün bir başka önemli konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum, yaklaşık bir yılı aşkın bir süredir devam eden Blog yazılarımda sadece insan faktörü üzerine olan konuları sizlere aktarmağa çalıştım.

Tabiat, Çevre ve Doğa üzerine sizlerle  sohbet etme ve yazma fırsatı ancak bugün bulabildim... önümüzdeki yazılarımda fırsat buldukça bu konular hakkında söyleşi ve düşüncelerimi daha sık paylaşmak arzusundayım...
Bu tür temalı yazıların okunması bizlere biraz angarya gibi gelir ve  zorlar, fakat ortada  yaşanmakta olan bugünkü gerçekleri  ve bundan sonraki nesillerin yaşayacakları önemli gerçekleri göz ardı etmemiz mümkün değil, Tabiat, Çevre ve Doğaya karşı daha duyarlı olmamız gerektiğini yinelemek  istiyorum.
Bugünden itibaren bu evrende yaşayan bireyler olarak, Tabiat, Çevre ve Doğa ile ilgili üstümüze düşen görevlerimizi bir kez daha gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Gelin, bu yazımızı bir farkındalık projesi olarak başlatmış olalım ve çevreye karşı duyarlılığımızı daha etkin bir şekilde kullanalım ne dersiniz?

Biz insan faktörü olarak Doğaya zarar verip sonrada doğayı düzeltmek için  sonsuz mücadele ve çaba sarf eden nesiller olduğumuzu unutmayalım.

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın...


doğa ve insan çizimleri ile ilgili görsel sonucu

Doğayı Korumak İçin Neler Yapmalıyız,

Doğa insanlara sunulan en büyük armağan olmuştur. Biz onu tabiat, çevre, doğa, ormanlar olarak adlandırırız. Doğanın verdiklerinin değeri en derin şekilde bilinmesi gerekmektedir. Doğanın bize sunduğu değerleri bilmemiz gerekmektedir. İçersinde canlı ve cansız varlıkların yaşadığı ormanlarla çeşitli bitkilerle dolu olan yerlerdir. Hepimiz aslında doğanın içinde yaşarız, ormanlık alanlar olmasa dahi zamanla betonlaşmış kentlerde doğaya aittir. Kendisini yüzyıllar boyunca yenileyerek dünyanın var oluşundan itibaren hep hizmet vermiştir. Doğaya zarar verenler bizler olduğumuz gibi onu koruyacak olanlar yine bizleriz. Bugün bir şey yapmazsak bizim yerimize kim yapacak. Doğamızın kirlenmesini ve yok edilmesinin karşılığında biz olabiliriz. Korumayıp yakıp yıktığımız zaman bize dönüşü doğal felaketlerle olmaktadır.


İnsanlar ve doğal çevre arasındaki etkileşim

Doğaya zarar verdiğimiz sürece biz insanlar daha büyük zararlara maruz kalırız”

Bilindiği gibi doğa kendi kendini sürekli olarak yenileyebilen canlı ve cansızlardan oluşan varlıkların tümüdür. Çevre bilimi (ekoloji) ise canlıların bulundukları ortam ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Soru(!) biz insanlar doğanın veya çevrenin neresinde ve nasıl duruyoruz?
doğa ve insan ilişkisi ile ilgili görsel sonucu
 Doğa ve çevre tahribatının yarattığı etkiler bütün dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de görülmektedir. Özellikle güzel yöremiz olan Arhavi ve çevre bölgelerini de içine alan Doğu Karadeniz bölgemizde bu etkiler gün geçtikçe daha açık bir biçimde gözlenmektedir. Giderek ağır zararlara yol açmakta ve büyük tepkiler aldığı halde yeterince bir önlemde alınmamaktadır.
Biz insanlar doğanın ekolojik dengesini bozarak ve çevreyi kirleterek, kendi yaşamımızı zorlaştırmakla kalmayıp pek çok canlı türünün ve onların temel yaşam maddelerinin de yok olmasına neden olmaktayız.
Bu nedenle her birey, yaşanan olumsuz çevre sorunlarına karşı üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ya da hiç değilse kalanın korunması için çaba göstermelidir. Kayıtsız kalarak gerekli önlemler alınmadığı takdirde insanlığın geleceğinin de karanlık olacağı unutulmamalı ve bilinmelidir.
    doğa ve insan ilişkisi ile ilgili görsel sonucu
  • Son yıllarda ülkemizde ve özellikle Doğu Karadeniz’de artan çevre tahribatının başlıca nedenleri şunlardır:
  • Çarpık şehirleşme ve sanayileşme,
    Sanayi ve evsel atıkların tatlı sulara ve denize atılması,
  • Katı atıkların doğaya veya çevreye zarar vermemesi için tedbirler almak ve geri dönüşümleri için gerekli çöp işleme tesislerinin kurulamaması,
  • Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara(GDO) karşı ve doğal organizmaların ve gıdaların korunması için gerekli önlemlerin alınmaması,
  • HES(Hidroelektrik Santralı) projelerinin uygun yerlere yapılmaması, gerektiğinden fazla yapılması ve bunları yaparken çevreye verilen zararlar,
  • ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporların işlevselliğinin düzgün ve standart yapılmaması,
  • Maden arama-çıkarma işlemlerinin uygun olmayan yerlerde ve yanlış yöntemlerle yapılması,
  • Çernobil olayından sonra meydana gelen radyoaktif kirlenme sonucu gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı başta biz insanlarda ve doğada geri dönülmeyecek zararlar açılmış ve bu yaralar hala her nedense sarılamaması,
  • Yanlış yerleşim alanlarının açılması, tarım ve yapı amaçlı orman yangınlarının çıkarılması, bilinçsiz ağaç kesimi sonucunda doğal yapının bozularak erozyonun ortaya çıkması ve giderek hızla ülkemizin çölleşmesi,
  • Doğu Karadeniz otoyolunun sahile yapılmasının sonucu çevreye büyük zararlar vermesi,
  • Yeni yolların açılmasında uygunsuz yol çalışmaları ve yapılan yanlış dinamitleme çalışmaları ile bilinçsiz bir şekilde doğa tahrip edilmekte ve bunun sonucunda yer altı sularının doğal yataklarının bozulmasıyla heyelanlar meydana gelmektedir,
  • Dere ve ırmak yataklarından sele karşı yararı olur düşüncesiyle kum ve taşların alınması sular yükseldiğinde tam tersi suyun daha da hızlanmasına ve büyük zararlara sebep olmaktadır,
  • Yoğun ve yanlış şekilde yapılan gübrelemelerde yapay gübrede kullanılan azotun tatlı su ve denizlere sürüklenmesi sebebiyle sularda oksijensiz ölü bölgeler oluşmakta balıklar ve diğer canlı türleri yok olmakta, yosunlar tehlikeli bir şekilde gelişmekte sulardaki doğal dengenin bozulmasıyla ekosistem işlemez hale gelmektedir,
    Ekolojik değerlere sahip çıkılamaması ve bu konuya dönük bir eko turizmin yaratılamaması,
  • Endemik bitkiler açısından ülkemiz başta Doğu Karadeniz bölgemiz olmak üzere dünyanın en önemli yerlerinden biri olduğu halde bu konuda gerek bu bitki türlerinin korunması gerekse de ülkemiz dışına çıkarılmaması hususunda gerekli önlemlerin alınamaması,
  • Kesilmiş çay bitkilerinin yakılarak imhası sırasında topraktaki mikroorganizmalar tahrip edilmekte daha da önemlisi yakılması sırasında dikkat edilmemesi sonucu orman yangınlarına neden olunmaktadır. Ve bu konuda hiçbir hukuksal önlemler alınmamaktadır.
nükleer santral resim ile ilgili görsel sonucu
Sonuç olarak “Doğa insana değil, insan doğaya muhtaçtır” bilinciyle çok geç olmadan Çevre Bakanlığımızın öncülüğünde tutarlı bir çevre politikası oluşturulmalı, kamu ve özel kuruluşlarla birlikte toplumun bireyleri olarak sivil toplum kuruluşlarında da görev alarak bu çevre politikasının başarıya ulaşması için gereken desteği vermeliyiz.
Kısaca bir ülkede kurum oluşturarak ve yasal düzenlemeler yapmakla sadece sorunlar düzeltilemez ve çözülmez. Önemli olan bu oluşturulan kurumlara ehil insanlar atamak ve bu insanlarla o kurumu işler hale getirmektir. Bu kurumun işlevliğine hem hükümet hem de vatandaş olarak bizler katkıda bulunup, takipçisi olmalıyız. Aksi halde bu kurumlar sadece sembolik olarak adında kalırlar.
Doğal çevre ve güzel insanlara…
ALINTI 
 
Doğanın Ekstremleri
 
 
Günün Sözü :
Doğayı insanların ihtiyacını karşılayacak bir kaynak topluluğu olarak görmek, çevrenin yok oImasına davetiye çıkarmak demektir.
 
31 Mart, 2017, Antalya
 
 
 
 
 

KONYA / Turkey
konya resimleri ile ilgili görsel sonucu
























Merhaba Değerli Dostlar,

Turizm yörelerimizle ilgili tanıtım yazılarımızın bugünkü durağı Konya ilimiz olacak.
Bir rivayete göre bir kere gidildiğinde yedi kere arka arkaya ziyaret  edildiği bilinir. Benim 3 defa oldu, dört ziyaretim daha var.
Bugün İslam aleminin kutsal günlerinden biri olan Regaip kandili ve aynı zamanda tüm dünya  Müslümanlarının mübarek üç aylara başladığı kutsal bir gündür. üç ayların manevi iklimine girildiğinin habercisidir.
Dini günler müslüman vatandaşlar için oldukça önemli bir yere sahiptir. Çünkü vatandaşlar dini günlerde davranışlarına, yaptıkları ibadetlere böyle günlerde  daha fazla önem verirler.
Regaip Nedir.: Regaip kandili ihsan gecesidir ve "Bazı rivayetlerde bu gecenin isminin meleklerle telaffuz edildiği ifade edilir. Regaip kelimesi, güzel şeyleri arzu etmek, istemek, elde etmeye gayret etmek anlamlarına gelir. Bu gece ibadet edenin ve tövbe edenin arzularının verileceği ümit edilir.

konya resimleri ile ilgili görsel sonucuBu nedenle;  Başta " Gerçek Dostlar" ım olmak üzere tüm İslam Aleminin Regaip Kandilini ve mübarek Üç Aylarını Kutluyor, Sağlık, Mutluluk , Huzur ve Barış, Kardeşlik getirmesi temennisiyle, Hayırlara Vesile olmasını Diliyorum.

Konya / Turkey

konya resimleri ile ilgili görsel sonucu
39.000 km2'lik yüzölçümü ile Türkiye'nin en geniş ili olan Konya Orta Anadolu yaylası üzerinde Ankara, Aksaray, Niğde, İçel, Karaman, Antalya, Isparta, Afyon ve Eskişehir illeri ile komşudur. Başlıca büyük ilçeleri Ereğli, Beyşehir, Akşehir'dir. Toplam 31 ilçesi vardır. Konya büyükşehir nüfusu 2010 sonu itibariyle 2.005.000 olup Türkiye genelinde 6. sıradadır. Konya'da karasal iklim hüküm sürer. Yazları kuru ve sıcak, kışları soğuk ve yağışlıdır.

Özet Bilgi
konya resimleri ile ilgili görsel sonucuİnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan ve tarih akışı içerisinde birçok medeniyetin izlerini bağrında taşıyan Konya, adeta bir müze şehir hüviyetindedir. Sayısız tarih, kültür ve doğal zenginliklerine sahip olan Konya yetiştirdiği İslam büyükleri ile de tanınmaktadır. Konya tarih boyunca belli başlı yollar üzerinde yer almıştır. Tarihi İpek Yolu’nun en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden birisi olmuştur.
Batı kaynakları Konya isminin Yunanca tasvir mânâsına gelen “ikon” dan ileri geldiğini ileri sürmektedirler. Konya ismi Frikçe“Kavania”nın bozulmuş şeklidir diyenler de vardır. Konya Selçuklu Türklerinden önce küçük bir kasaba idi. Romalılar “ikonium” ismi ile anmışlardır. Hazret-i Ömer zamanında Konya kasabasını İslâm ordusu fethetmiş ve bu kente “kuuniye” demişlerdir. Konya isminin gerçek menşei “kuuniye” den gelir. 
 

Konya'nın İlçeleri: Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hadım, Kulu, Sarayönü, Seydişehir, Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhöyük ve Yunak'tır.

 

  
Tarihçesi: Konya ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (tarih öncesi) çağdan başlar. Konya daha sonra Hitit, Frig, Lidya, Pers, İskenderun, Bergama, Roma, Bizans egemenliklerinde kalmıştır. 1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı'ndan sonra Konya Selçuklular' ın eline geçen şehir 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçukluları' nın başşehri olmuştur. Konya, Selçuklular' dan sonra Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.
Coğrafya: Anadolu yarımadasının ortasında bulunan kent İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde yer almaktadır. Konya'nın toprakları 38.873 km2 yüzölçümüne sahip olup, büyük bir kısmı iç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerindedir. Güney ve Güneybatı kesimleri Akdeniz Bölgesine dahildir. Rakım ortalama 1011 m'dir.
İklimi: Kara iklimi hüküm süren Konya'da yazlar kuru ve sıcak, kışlar soğuk ve yağışlı olmaktadır.
 
Konya İli Tanıtımı
                 Semazen
Konya-Çatalhöyük: İlk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait buluntularıyla yazının (M.Ö.3200) bulunmasından önceki insanlık tarihine ışık tutan merkezlerden biridir. Sadece ülkemizin değil dünyada yemek kültürünün ilk defa başladığı ateşin kullanıldığı, tarımın yapıldığı ve yerleşik yaşama geçildiği merkez olarak tanınır.

                                                            
 Etli ekmek
Konya İli TanıtımıNe Yenir: Çorbalardan Tayga, Mercimekli Oğmaç, Arapaşı, Tandır, Bamya, Süt, Tutmaç ve Erişte Çorbası. Et Yemeklerinden, Fırın Kebabı, Etliekmek, Çullama, iki bıçak arası ciğer, Topalak Köfte, Cella. Ekşili Kabak, Yumurtalı Kabak, Zülbiye (Papaz Yahnisi), Patlıcan Bayıltan, Lahana Kapaması, Patlıcan Böğürmesi, Çöpleme. Böreklerden Peynirli Kıymalı Börek, Kıkırdaklı Börek, Tandır Saç, Su, Sedirler ve Tatar Böreğini geleneksel yemekler arasında sayabiliriz.
Ne Alınır: Konya ilçe ve köylerinde dokunmuş halı ve kilim alınabilecek önemli eşyalardır. Bununla beraber Mevlana ve Konya'ya yönelik hediyelik eşya çeşidi bol miktarda bulunabilir.
Konya'ya nasıl gidilir?
Karayolu: Konya'dan Türkiye'nin her yerine karayolu ile ulaşım mümkündür. Şehir merkezinden 15 km uzaklıktaki otogara dolmuş, tramvay ve taksi ile ulaşılabilir.
Havayolu: Her gün karşılıklı Konya-İstanbul, İstanbul-Konya seferleri yapılmaktadır. Şehir merkezinden Havaalanına THY servisleri ile ve taksi ile ulaşılabilir.
Demiryolu: Ankara-Konya arası Yüksek Hızlı Tren seferleri başlamıştır. Şehiriçi minibüsleriyle ilin her yerinden gara ulaşım sağlanmaktadır.

 

Mevlana

Mevlana

Mevlana  “Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled”
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahaeddin Veled' dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh' ten ayrılmak zorunda kalmıştır. 1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti. Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı' na bugünkü yerine defnedildi.
Mesnevî: Mevlânâ'nın eseridir. Mevlânâ'nın diğer eserleri gibi Mesnevî de kaynağını Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in hadislerinden almaktadır.

 
Alıntı :sosyaldersim.com
 
 
 
Günün Sözü :
 
Mevlana
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
30 Mart, 2017,  Antalya
 
 
 
 




ÇOCUK EĞİTİMİNİN OLMAZSA OLMAZLARI






Merhaba Dostlar,


Ailelerin en çok zorlandıkları konulardan birisi disiplindir. Genellikle anne baba bu konuda farklı düşünürler. Kontrol ve denetim uygulamalarında disiplin uygulamasını kırmak isteyen çocuk diğer tarafa yanaşır. Ortak bir disiplin dili oluşturamayan ailelerde çocuklar bu konuyu istismar etmek isterler. Durumun devam etmesi halinde çocuklar ailede disiplini kıran bir kaos ortamı oluştura- bilirler.

"Anne-baba çocuğa ortak mesajlar vermeli, birbirini desteklemelidir" diyen Uzman Çocuk Psikoloğu Aynur Sayım, anne -baba ile çocuk arasında sağlıklı ve yeterli bir iletişim olmaması halinde çocuğun anne-babayı dinlemesinin ve işbirliğine girmesinin mümkün olmadığı görüşünde.
Alıntı

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın...

 
 Çocuk Eğitiminin Olmazsa Olmazı Disiplin!


aile ve  çocukta disiplin resim ile ilgili görsel sonucuÇocuk eğitimi, üzerine belki de en çok konuşulan konulardan biri olmakla beraber en çok tartışılan konulardan da biri! Çocuk eğitiminde nasıl bir yol izlenmeli, disiplin olmalı mı, disiplin nedir, çocuğuma karşı nasıl bir tavır içinde olmalıyım? işte tüm bu soruların cevaplarını bu yazımızda belirteceğiz.
Öncelikle disiplin kavramının tanımlamak gerektiğini düşünüyorum. Disiplin denince aklımıza maalesef şiddet ve baskı gelmekle beraber esasen işin özü bu değildir. Aslında disiplin; çocuklara veya yetişkinlere her ne yapıyorlarsa onu kurallarına uygun yapabilmeyi sağlayan mekanizmanın adıdır. Disiplin olun demek aslında görev ve yükümlülüklerinizi doğru şekilde yerine getirin demektir.
Çocuk eğitiminde ailelerin en çok karşılaştıkları sorunların başında çocukları üzerinde yeterinde kontrole sahip olmamaları gelmektedir. Çocuk üzerinde kendisine rehberlik edecek bir anne-baba göremediği zamanda bu boşluğu değerlendirmekte ve deneyerek günden güne gösterdiği olumsuz davranışların şiddetini arttırmaktadır.
Mesleki çalışmalarımız içinde en çok karşılaştığımız aile tipi genellikle oğlum-kızım beni hiç dinlemiyor diyen aileler olmuştur. Bu ailelerle yaptığımız çalışmalarda ise “Ne yapalım hocam istediğini yapmazsak bağırıyor, kızıyor, tehdit ediyor, ağlıyor, bize vuruyor vs vs şeyler oluyor.” diyorlar. Peki bunu yapmayı nereden öğrendi dediğimizde ise derinlik bir sessizlik ortaya çıkıyor.
aile ve  çocukta disiplin resim ile ilgili görsel sonucu
Evet çocuklarımıza disiplinsizliği biz öğretiyoruz. Peki ne yapacağız o zaman! Aslında yapacağımız şey basit ama zor bir yol en azından başlangıcında zorlanacağımıza eminim. Yapacağımız şey çocuklarımıza disiplinsizliği değil disiplini öğretmektir. İşte yol haritamız;
  1. Öncelikle biz hayatımızda, disiplin yoksa kendimizi disiplin altına alacağız,
  2. Ev ve okulla ilgili çocuklarımıza sorumluluk dağıtacağız,
  3. Çocuklarımızdan beklediğimiz davranışları yemek saati, okul görevleri, odasını toplama, kardeşiyle ilgilenme vs. gibi.- açıkça belirterek ondan yapmasını isteyeceğiz. Yapmaya direneceği için örnek olacağız, beraber yapacağız, yardım edeceğiz, teşvik edeceğiz, ödüllendireceğiz ve takip edeceğiz.
  4. Sürekli olmasa da ara ara kontrol edeceğiz.
  5. Mutlaka cesaretlendirip övgü ve teşvik yollarını kullanacağız.
  6. Sorumluluklarını yerine getirmediğinde mutlaka bir yaptırımı olduğunu hatırlatıp gerekiyorsa bunu uygulayacağız.
  7. Tutarlı olacağız ve çocuklarımızdan da tutarlı olmalarını bekleyeceğiz.
  8. Onlardan istedikleri bir şeyi isterken istememe nedenlerini nesnel bir şekilde değerlendireceğiz.
  9. Çocuklarımıza saygı duymaktan ve sevgi beslemekten vazgeçmeyeceğiz.
  10. Çocuklarımızın kılavuzları olduğumuzu unutmayacağız.
Bu adımlar uygulama açısından zahmetli olsa da eğer iç kontrolü gelişmiş sağlıklı ve başarılı bir çocuk yetiştirmek istiyorsak bunları yılmadan ve bıkmadan uygulamalı ve uygulatmalıyız.

Alıntı : Cengiz Gündüzalp, pdrgunlugu.net

çocuk yetiştirme sözler ile ilgili görsel sonucu










İbrahim Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
29 Mart 2017, Antalya




AİLE  BAĞI...

Aile Bağı...

























Merhaba Değerli Dostlar,

Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Aile denince genellikle aynı evde oturan anne ve baba ile, varsa onların evlenmemiş çocukları anlaşılır. Bu tip aileye "çekirdek aile" denir.
Çekirdek ailedeki çocukların evlenmesiyle de yeni bir çekirdek aile ortaya çıkar. Ama aile sözcüğünün bundan daha geniş anlamı da vardır. Daha çok sayıda akrabadan oluşan birimi, hatta bir soyu ya da sülaleyi tanımlamak için de aile sözcüğü kullanılır.

Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı herhangi bir zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda , hiç konuşmamanın bile, bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü yada jest ve mimikler ile anlaşırlar veya bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

Aile bağları, aralarında kan ya da aile birleşmesinden kaynaklanan yakın ilişkilerin olduğu kişilerin oluşturduğu birliğin doğal sonucuna verilen addır.

Aile bağları, kişilerin sadece birbiriyle akraba olmasıyla oluşmaz, bir birlerinin sevinç ve üzüntülerini de paylaşmayı gerektirir. Düğünler, doğumlar, ölümler, hastalıklar ve benzeri nedenlerle aileler bağlarını sıkılaştırırlar.


Alıntı

Önce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın...


AİLE  BAĞI...

İkinci bebeği olacağını öğrenince çok sevindi. 3 yaşındaki oğlunu doğacak kardeşi için hazırlamaya başladı


Bebeğin kız olacağı anlaşıldı. Oğlu annesinin karnındaki kardeşine her gün şarkı
söyledi. Kardeşini daha görmeden bir sevgi bağı oluştu.

Zamanı geldi, doğum sancıları başladı. Fakat bir sorun vardı. Doktorlar çaresizdi. Bir sezaryen ameliyatı gerekiyordu.
Ameliyat çok zor geçti. Sonunda bebek doğdu. Bebeğin durumu ciddiydi.

Bebek, yoğun bakım ünitesine kaldırıldı. Günler geçtikçe küçük kızın durumu kötüye gidiyordu. Doktorlar üzgündü, çocuğun kurtulma ümidi yoktu. Bebekleri için evlerinde bir oda düzenlemişlerdi. Şimdi, cenaze için hazırlanıyorlardı.
abi kardeş resim resim ile ilgili görsel sonucu
Oğulları, kız kardeşini görebilmek için yalvarıyordu.

-Kardeşime şarkı söylemek istiyorum- diyordu.

Ama yoğun bakım ünitesine çocukların girmesi yasaktı.

Sonunda kadın kararını verdi. Bebeği nasıl olsa ölecekti. Çocuğunun kardeşini görmesini engellemeyecekti. Ne yapıp edip çocuğu içeri sokacaktı.

Oğluna, oldukça büyük gelen bir ziyaretçi giysisi giydirdi ve yoğun bakım ünitesine soktu. Çocuk yürüyen bir çamaşır torbası gibiydi. Başhemşire onun bir çocuk olduğunu fark etti.

-O çocuğu içeri sokamazsınız- diye uyardı.

Kadın başhemşireye dönerek bağırdı:

-Oğlum kız kardeşine şarkı söylemeden buradan çıkmayacak.

Oğlunu kız kardeşinin yatağına götürdü.

Küçük kız yaşam savaşını yitirmek üzereydi. Çocuk, bir süre kardeşinin yüzüne baktı. 3 yaşındaki bir çocuğun saf, temiz, pırıl pırıl sesiyle şu şarkıyı mırıldandı:
-Sen benim gün ışığımsın, tek gün ışığım, gökyüzü griyken beni mutlu edersin.

Küçük kız bu sesi tanıdı, aniden tepki verdi. Kalp atışları düzelmeye başladı. Annesi:

-Şarkıyı sürdür- dedi oğluna. Küçük çocuk devam etti:

-Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin, lütfen gün ışığını benden alma bebeğim.

Çocuk şarkıyı sürdürdükçe, bebek, kesik kesik nefes almasını hızlandırdı. Annesi, göz yaşları içinde:

abi kardeş resim resim ile ilgili görsel sonucu-Devam et oğlum dedi.

-Geçen gece uyurken rüyamda seni kollarıma aldığımı gördüm bebeğim.

Şimdi, onu içeri almak istemeyen hemşirenin yüzü de gözyaşları içindeydi.
Bütün hastane personeli, doktorlar başlarına toplanmıştı. Annesi de coşkuyla şarkıya katıldı.

-Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin bebeğim. Lütfen gün ışığını benden alma.

Anne, oğul şarkılarını sürdürdü. Ve küçük kız birkaç gün sonra iyileşti. Abisine, annesine, odasına kavuştu.

Sevdiğiniz insanlar için ümidinizi kesmeyin.

Sevgisiz, ümitsiz kalmayın.

Söz yürekten çıkarsa yüreğe gider. Dilden çıkarsa kulağı aşamaz
Alıntı : hayatinrengi.com
 
https://www.facebook.com/nilkaraibrahimgil/videos/1414493201941220/




Günün Sözü :
" Aile, anne baba çocuklardan oluşur, bir araya gelip evde buluşur. Hem kendi hem vatan için çalışır, aile toplumun temel taşıdır."

İbrahim Birol, http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
28 Mart, 2017, Antalya



  • 260beğenme
  • 1yorum















AŞIK VEYSEL

4115_725841_detay (1)

















Merhaba Değerli Dostlar,

Değerli Şair, Ozan, halka mal olmuş büyük saz şairimiz Aşık Veysel Şatıroğlu' undan bahsetmek istedim. Doğum ( 25 Ekim 1894) Vefatı ( 21 Mart 1973) çok değerli üstadın geçen hafta ölüm  yıldönümü nedeniyle, bu yazımı sizlerle  paylaşıyorum. 

Ölümünün 44. yılında, dünyaca ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu'nun ölüm yıldönümü dolayısıyla kendisini rahmet ve saygı ile anıyoruz..." Dostların seni hiç bir zaman unutmadı, unutmayacak ve her zaman hatırlayacak, Ruhun Şad Olsun..."

2014 yılının Kasım ayında Devlet Opera ve Balesi Âşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına onun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu "Dostlar Beni Hatırlasın" sahneye konulmuştur. 17 Kasım 2014 yapılacak prömiyere onur konuğu olarak Âşık Veysel'in kızı ve torunlarının katılacağı açıklanmıştır. Gösterinin rejisörlüğünü İhsan Bengier yaparken, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol almıştır.

4115_asik_veyselÖnce Kendinizi Sevin ve sonra da Sevdiklerinizin değerini bilin ki, Mutluluğunuz daim olsun...En iyi dileklerimle. Esen kalın...

AŞIK VEYSEL
Aşık Veysel olarak bilinen asıl adı “Veysel Şatıroğlu” olan usta ozan, 25 Ekim 1894 yılında Sivas'‘ da dünyaya geldi. Annesi Gülizar hanım babası Ahmet beydir. O yılların vebası olan çiçek hastalığı yüzünden iki kız kardeşini kaybeden sanatçı, 7 yasında aynı hastalıktan tek gözünü kaybetmiştir. Ve vahim bir kaza sonrasında diğer gözünü de kaybederek, tamamen görmemeye başlamıştır. Oğlunun gözleri görmediği için arkadaşları ile oynayamayıp yalnız kaldığını gören Ahmet bey, oyalanması için oğluna bağlama almıştır. Bağlamayı ilk olarak babasının arkadaşı Çamşıhılı Ali’’ den öğrenen Aşık Veysel, ilk zamanlar başka ozanların türkülerini çalmaya başlamıştır. 40 yaşlarına doğru kendi yazdığı eserleri çalmaya başlayarak, o yıllar Aşıklar Bayramında yer alması ve Atatürk için söylediği türküden sonra namı artarak yayılmaya başlamıştır. Bu yıllarda sadece kendi köyünde değil, Türkiye’' de birçok yer gezerek türkülerini her kesime aktarmıştır.
İki gözü de görmeyen ve karanlığa bürünen ozanın annesi ve babası, bu duruma çok üzülüyor ve diğer kardeşlerinin bakamayacağını düşünüp evlendirmek isterler. Akrabaların kızı olan Esma hanım ile evlendirilen sanatçının peşini olumsuzluklar bırakmıyordu. Yeni doğan erkek çocuğunu kaybeden ozan, daha sonradan anne ve babasını da kaybederek, hayata küsmüştür. Bunun üstüne eşinin başka biri ile kaçması ile perişan olan sanatçı, kendini türkülere vermiştir. Eşi terk ettiğinde iki aylık kız çocuğu ozanın yanında kalmıştı. Fakat kız çocuğu da erkek evladı gibi hayatını yitirmiştir. Acı dolu hayatını şarkılara döken ozan, yanık yanık türkülerini sevenleri ile paylaşarak, bir nebzede olsa acılarını dindirmiştir.
Çocuklarının ölmesi ve eşinin bırakması ile birlikte memleketini terk eden sanatçı, arkadaşları ile birlikte başka bir köye yerleşirler. Ve arkadaşları ile birlikte dolandırılan ozanımız, bütün parasını kaybeder. Ve parasız bir şekilde hayatını idame eden sanatçımızın, 1931 yılında yapılan Halk şiirleri bayramı ile hayatı bir anda düzelir, maddi manevi güzellikler yaşamaya başlar. Ve Gülizar adlı bir bayan ile hayatını birleştirir. Türkülerinde kendine has yorumuyla doğadan insan sevgisine, hüzünden yaşama sevincine, iyimserlikten umutsuzluğa, dinden siyasete, karşılıksız ve umutsuz aşktan, birbirlerini deli gibi sevenlere birçok eser yazıp seslendiren ozanımız, 1941-1946 yılları arasında köy Enstitülerinde bağlama ve halk türküleri dersleri vermiştir. 1965 yılında TBMM’’ nin kararıyla özel bir kanun çıkarılıp, maaşa bağlandı.

4115_imagesAşık Veysel hayatı boyunca Türkiye’’ nin hemen hemen her yerindeki aşıklarla karşılaşıp tanıştı. Sevilen halk ozanını ölümüne dek her yaştan aşık ziyaret etmiştir. Veysel Şatıroğlu yani Aşık Veysel' ’in eserleri arasında en çok sevilen ve günümüzde farklı sanatçılar tarafından yorumlanan “Ala Gözlü Benli Dilber”, “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlasın”, “Kara Toprak” adlı parçalar, farklı uyarlanarak, özellikle genç neslin gönlünü fed etmiştir. Efsane olan ve türkü deyince ilk akla gelen halk ozanımız, “”Hepimiz Bu Yurdun Evlatlarıyız””, ““Memlekete Destan Oldum”” adlı eserler ile memleketine olan aşkını şarkılar ile ifade etmiştir. Aşıkların yaşadıklarını, en güzel şekilde parçalarına döken sanatçı, “Aşkın Beni Elden Ele Gezdirdi”, “Sen Bir Ceylan Olsan Ben De Bir Avcı”, “Sen Olmasan”, “Gönül Bir Güzeli Sevmiş” adlı şarkıları ile yaralı yüreklere deva olmuştur.
Halk ozanımız doğaya olan aşkını da bir ilk ile tescillemiştir. Memleketine ilk meyve ağacını yetiştirerek, diğer köylülere de örnek olmuştur. Ve zamanla memleketinde çok çeşit meyve ağacı yetiştirilerek, köylülerin bu yolla para kazanmasına aracı olmuştur. Gözleri görmediği için kötü ithamlarda bulunan köylüler, sonradan pişman olmuşlar ve ozanımızın kör olmadığını, aksine en uzak noktaları bile gönül gözü ile gördüğünü dile getirmişlerdir. Anadolu kültürünün temsilcisi, kapkaranlık dünyasında aydınlık düşünceler taşıyarak, diğer sanatçıların idolü olmuştur. Ülkemizde ayrı bir yerde olan ozanımız, 1973 yılında kansere yenik düşmüş ve hayatını yitirmiştir. Sözlerinin yalınlığı ve öz Türkçeyi yansıttığı için de ayrı bir yerde olan sanatçı, dillerden düşmeyen şarkıları ile ölümsüzleşiyor.
Yazar: Elif Açıkgöz

https://youtu.be/emjGSPAbhTw                                                https://youtu.be/IYjgtVD8mK0

                      

Günün Sözü :
aşık veysel sözleri ile ilgili görsel sonucu

İbrahim  Birol,  http://ibrahimbirol.blogspot.com.tr/
27 Mart, 2017,   Antalya